| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Anasayfa Haber Ara | Anketler | RSS Kaynağı| Foto Galeri| İletişim| Ziyaretci Defteri | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
KATEGORİLERHABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Üniversitelerde Seçim Sistemi
Üniversitelerde Seçim Sistemleri ve Çözüm Önerileri Üniversitelerde seçim sistemi söz konusu olduğunda öncelikle Rektör seçimi gündeme gelmektedir. Rektörün yetkilerinin fazla olması nedeniyle rektörlük makamı da önemli olmaktadır. Rektör belirleme sistemindeki uygulamalar kimi zaman sübjektif değerlendirmelere yol açıyor. Çünkü sistem organları değil kişiyi yetkilendiriyor. Bu sorun rektörlerin aşırı yetkilerini denetleyen somut ölçütlerin bulunmamasından, varolanların da dejenere edilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden öngörülen yükseköğretim tasarısında en çok tartışılan konu, rektörlerin seçimi, yetki ve sorumlulukları konusudur. Üniversitede rektör 1933’ten 1946’ya kadar, Milli Eğitim Bakanı’nın önerisi üzerine Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı’nın imzaladığı üçlü kararnameyle atanırdı. Ancak üniversitelerin özerkliğine aykırı olduğu gerekçesiyle 1946 yılında çıkarılan yasa ile Rektör seçme yetkisi üniversitelere bırakıldı. İki yıllığına ve fakülteler arasında dönüşümlü olarak rektörlük seçimi profesörlerden oluşan kurul tarafından yapılmaya başlandı. Şu ana kadarki en ileri yüksek öğretim yasası olan ve özerk üniversite anlayışını en iyi yansıtan sistem 1973 yılında değiştirildi ve üniversitenin tüm öğretim üyelerinin seçtiği kişinin rektör olması formülü uygulandı. 1982 yılında hazırlanan YÖK yasası orijinal hali ile rektör atamasını öneriyordu, 1992 yılında yapılan bir düzenleme ile YÖK yetkiyi elinde tutmak için 6 kişilik aday belirleme sürecini usulen üniversiteye soruyor. Bu durum yapılan seçimin değerini kaybetmesine neden olduğu gibi, potansiyeli yüksek fakültelerin adaylarının seçilme şansını da artırıyor. Bunun için, değişik disiplinlerde sıra ile rektörlüğe aday gösterilmesi güçlü bir şekilde gündeme gelen seçeneklerden biridir. Üniversitelerdeki seçim sistemi ile beraber, nitelik sorununun da birlikte ele alınması gerekir. Üniversiteler, üniversitelik bilincini oluşturacak, toplam bir toplumsal dönüşüm kazandıracak bütün faktörleri dikkate alacak uzun vadeli bir planlama yapmadıkları gibi bunu gerçekleştirecek kadroları ve düşünce insanlarını da bünyesinde barındırmakta yetersiz kaldı. Düşünen, gerektiğinde sorgulayacak, itiraz edebilen kadroları oluşturmadığı için de bugün Türk bilim hayatı beklenen seviyeye ulaşamamıştır. Seçimler esnasında yaşanan diğer dikkat çeken bir konu da oluşan atmosferin üniversite ortamına yansımalarıdır. Seçimlerde üniversitelerin tansiyonun yükseldiği, bilimsel verimliliklerinin düştüğü çok sık konuşulmaktadır. Açıkçası neredeyse üniversitelerde seçimler en az bir yıl öncesinden başlamakta, birinci dönemde atanan rektörleri ilk günden ikinci döneme yönelik çalışmaktadırlar. Adaylar oy hakkı olan öğretim üyelerini önce tekrar tekrar ziyaret ederek ve sonrada genel birim ziyaretleri, yorucu çabalar ile kendilerini ve varsa projelerini anlatmaya çalışmaktadırlar. Bu süreç üniversitelerde verimliliği ister istemez ciddi şekilde düşürmektedir. Doğal olarak eğilim yoklama sürecinin ayrılıklar, küskünlükler, kutuplaşmalar yarattığı, adayların bir birini yıprattığı bilinen gerçeklerdir. Bu bağlamda nitelikli yönetici belirleme ölçütlerinin oluşturulması, kısır tartışmalardan uzak, önceden tahmin edilebilir, atandıktan sonra da neler yapıp yapmayacağı kurumsal sınırlar içinde öngörülebilir modellere ihtiyaç bulunuyor. “Rektör kim olmalıdır? Sorumlulukları ne olmalıdır? Ne tür özelliklere veya ehliyete sahip olması gerekir? Veya tersinden kimler rektör olmamalıdır?” sorularının şu ana kadar herhangi bir yasal tanımı ve ölçütü olmadığı gibi, geleneksel değerler yönünden de herhangi bir ölçüsü bulunmamaktadır. Rektörlük, entelektüel birikimi, bilimsel bakış açısı, dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden ve bu çerçevede üniversitesini bilinenlerin ötesinde ileriye taşıma özelliğine sahip olmak gibi yazılı olmayan yetenekleri gerektirmektedir. Üniversite yöneticisi profesyonel yönetici olmadığı için kurumu tek başına değil, değişik konularda bilgi sahibi deneyimli ancak eşit düzeyde saygın, üniversite öğretim üyelerinin uygun gördüğü senato üyeleri, danışman ve çalışma grupları ile yönetme ve koordinasyon yaratma yeteneğine sahip olması da gerekir. Rektör belirleme konusunda dünyada farklı yöntemler uygulanmaktadır. Dünyanın en eski üniversite geleneğine sahip İngiltere’deki Cambridge Üniversitesinde yönetimin belirlenmesi “üniversite parlamentosu” adı verilen The Regent House tarafından yönetilir. Regent House, idari ve akademik personelinden oluşan geniş bir yapıya sahiptir. Bazı üniversitelerde öğrencilerde bu sürece girmektedir. Üniversitenin akademik ve idari yönetim görevini üstlenen başkan yardımcısını ve 21 üyeli senatonun 19’unu doğrudan üniversite parlamentosu belirlemektedir. Rektör veya temsili statüdeki başkan ise senato tarafından seçilmektedir. 21 üyeli Senato, başkan ve başkan yardımcısının yanı sıra 16’sı Regent House ve üçü de öğrenci konseyi tarafından seçilmektedir. İskoçya’daki Glasgow Üniversitesinde ise rektör, öğrenciler tarafından seçilmektedir. İngiltere’de bazı üniversitelerde Rektörü belirlemek için her birim kendi içinde seçiciler kurulu adayını belirtmektedir. Adaylar fakültelerde seçimle belirlenmektedir. Seçiciler kuruluda seçimin şeklini ve niteliklerini belirleyerek üniversiteyi seçime hazırlamaktadır. Fransa’da rektör, öğretim üyeleri, öğrenci ve idari personel temsilcilerinin oluşturduğu konseyde seçilir ve Milli Eğitim Bakanınca atanır. Kısacası, belli bir saygınlığı olan üniversitelerin yönetiminde şu veya bu yolla bir seçim mekanizması belirleyici olmaktadır. Almanya üniversiteleri ise tümüyle kurum içi karar alma sürecinin işlediği bir yapı arz eder. Almanya’da rektörler fakültelerdeki akademisyenler tarafından (bazılarında akademik olmayan personel ve öğrenciler de yer almaktadır) seçilirler. Bu işleyiş “akademik öz yönetimin” bir ifadesi olarak görülür. Amerikan kamu üniversitelerinde de seçim esastır. ABD'de seçim bir yıl önceden bir arama süreci yaşanmaktadır. Öğrenci, çalışan ve kentin önde gelen kişileri de sürece katılabilmektedir. Amerikan kamu üniversitelerinin mütevelli heyetleri, birçok durumda seçimle oluşur ve bu heyet fakülte ve öğrencileri ile kamu üniversitelerinin kurumsal özerkliklerinin istihkâm mevzii olarak görülür. Rektörler, üniversitenin en yetkin, bilimsel ve felsefi düşünme ağırlığı olan, erkini ispatlamış kişiler olarak bilinir ya da öyle olması beklenir. Gelişmiş üniversite rektörlerinin görevi ülkeden ülkeye bazı değişiklikler içermekle beraber daha çok araştırmaları koordine etmek, eğitimin nitelikli ve sağlıklı yürütülmesi yanında genel denetim yapmak şeklindedir ve üst yönetimlere hesap vermekle yükümlüdür. Rektör daha çok üniversiteye proje, akademik kadro ve mali kaynak bulmakla ilgilenir. Üniversitesinin dışarıda nasıl temsil edileceğini belirler; öğretim birimlerinin ve üyelerinin bütçe ve maaşlarını dağıtmak ve bilimsel gelişmeleri izlemek de rektörün görevleridir. Rektörün en büyük görevi, üniversitede bilimin yapılması için üniversite özerkliğini bilim adamlarının özgürlüğünü savunmaktır. Demokratik bir yönetim modelinde fakülte organlarına da bilimsel verimlilik ilkelerine göre yetki ve sorumluluk sağlanması gerekir. Özerk kurul yapıları tam oluşursa; rektöre fazla iş düşmez ve rektörlük birer eşgüdüm makamına dönüşür. Üniversite rektörü herkesten önce hukukun üstünlüğüne inanan, üniversitelik bilinci gelişmiş, bilimsel erkini ispatlamış, insanlara hak ve özgürlüklerine saygılı, hiçbir konuda ayrımcılık yapmayan, herkese eşit uzaklıkta durabilen, demokrat, hoşgörülü, eleştiriye katlanabilen, esnek ve saydam, sözüne güvenilir, olaylar karşısında karalı tutum sergileyen bir kişi olmalıdır. Rektör giydiği beyaz binişin ağırlığına yakışır ölçüde açık, saydam, adaletli, engin bilgisi ve görgüsü ile bilim ortamına yakışır bir ağırlık kazandırmalıdır. Üniversitelerimizde rektör belirleme sisteminin zafiyeti üniversitelerde ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir. Bugünkü hali ile üniversitelerin yönetim anlayışı ve üst yönetimi belirleme şekli, mahalli idare şekline benzemektedir. Üniversite öğretim üyeleri tarafından belirlenen adayların birinci sırada olan dahi çoğu zaman çoğunluğu temsil etmedikleri de görülmektedir. 6 adayın YÖK’e isim bildirmesi nedeniyle çoğu üniversitede adayların aldığı oy dağılımına göre %20-30 aralığında oy alarak birinci olan adayın üniversitenin tam desteğine sahip olmadığı görülmektedir. Mutlaka çoğunluğun güvenini ve desteğini alan adayların yönetici olması sağlanmalıdır. Bir defalığına iki dereceli seçim yararlı bir yöntem olabilir. Atanacak aday en az üniversitenin %50 sinden fazlasını arkasına almalıdır. Üniversite dışında adaylar gelişmiş üniversitelerde olduğu gibi ilan süreci ile dosyaları ve projeleri ile üniversiteyi ikna ederek seçime katılabilmelidir. Üniversitelerin tek adam hâkimiyetinden ve popülizmden uzak, birinci önceliği bilim olan, paylaşımcı ve kendi içinde geniş istişare ile fikir oluşturan bir yapıya kavuşturulması gerekir. Bu bağlamda Rektör belirleme ölçütlerinin mutlaka belirlenmesi, üniversitenin çoğunluğunun benimsediği bilimsel yönden erkini ispatlamış, belirli bir birikimi olan, yönetim becerisi sergileyebilecek akademisyenlerin adaylığa daveti daha sağlıklı olacaktır. Asıl olanın bilim adamlığı olduğu ilkesinden hareketle adayların yönetici hastalığına yakalanmaması için bir defalığına seçilmesi üniversite sağlığı için yararlı olmaktadır. Doğal olarak her seçim öncesi herkesin kafasında nasıl bir aday uygun olur sorusu bulunmaktadır. Fakat bunu harekete geçirecek ortak aklı kullanarak, üniversitelerin yönetim anlayışını siyasi partilerin hizmet yarışı anlayışından çıkaracak sürece getirmek gerekir. Üniversitelerin üst yönetimlerinin belirlenmesi süreci bir hizmet yarışı süreci olmakla beraber, tansiyonların yükseldiği ancak tam bir seçim de olmadığı için sonuçta üniversitelerin iç enerjilerinin olumsuz yönde heba olmasına neden olmaktadır. Bugüne kadar yaşananlardan da bazı dersler çıkarılarak geleceğe yönelik bazı mekanizmaların da oluşması gerekir. Üniversitelerde yöneticilerin belirlenmesi konusu sadece rektörlerin değil; aynı zamanda bölüm başkanı ve dekanların belirlenmesini de kapsamaktadır. Üniversitelerimizde bölüm başkanları, YÖK yasasına uygun olarak anabilim dalı başkanı öğretim üyelerinin yazılı görüşlerinin alınması sonunda Dekan tarafından atamaktadır. Aslında çoğu zaman insan doğasının gereği daha çok insanın bir birine yakın olduğu ortamlarda seçimin yapılması istenmeyen sonuçları da doğurmaktadır. Bazen de bu tür zorlamalar nedeniyle daha fazla tatsızlık olmasın diye yasaya uygun olarak bölümlerde süreç sırayla veya isteyenler arasında dönüşümlü yürütülerek düzen sağlanmaya çalışılmaktadır. Ancak hiçbir bilimsel ve yönetim liyakati aranmamakta, yalnızca öğretim üyelerinin beğenisini kazanmak yeterli olabilmektedir. Batıda bizdeki gibi bölüm başkanlığı seçimi ve ondan sonra yaşanan bildik manzaralar oluşmuyor. Seçilen bölüm başkanı bölümünün verimliliğini artırmayı amaçlar. Sistem başarı ölçütleri üzerine işlediği için bölüm başkanlığı, akademik faaliyetleri yavaşlatan idari bir yük de getirdiği için kişiler bölüm başkanı olmak için değil, olmamak için çalışırlar. Bazı birimlerde sıra ile bölüm başkanlığı yürütüldüğü için insanlar kendi sıraları geldiği zaman kaçmaya çalışırlar. Bilindiği gibi asıl olan öğretim üyeliği ve akademik verimliliktir. Çoğu ülkede bölüm başkanı açık ilanla dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun bilimsel performansına dayalı bilim dosyası ve akademisyenlere yönelik projesini açıklama ve deneme dersi sonucuna göre öğrenci, çalışanlar ve öğretim üyelerinin oyu ile belirlenir. Bazı ülkelerde bölüm başkanlığı angarya olarak görüldüğü için sıra ile kısa süreliğine yapılır. Almanya ve bazı Avrupa ülkelerinde ise süreli bölüm başkanı yine rekabete dayalı olarak yapılan değerlendirme sistemi sonucu üniversite ile yapılan pazarlık sonucu belirlenir. Genelde seçimde adayların bilimsel nitelikleri ile geleceğe yönelik akademik vizyonu en belirleyici etmendir. Bir yıl önceden bölüm, bölüm başkanlığı adayları için ilan verir ve adayların bilimsel dosyaları istenir. Adayların dosyaları incelenir, belirli adaylar ile bölümü nasıl yönetecekleri, ileriye yönelik neler yapacakları, bunları yapmak için ne istedikleri konularında yarı resmi mülakat toplantısı yapılır. Birçok ülkede her dönemin sonunda bölüm başkanları kendiliğinden bölüme ve bir üstlerine karşı hesap vermek zorunluluğu da bulunmaktadır. Üniversitelerin tüzel kişiliğe sahip akademik birimlerin başında Fakülteler gelmektedir. Benzer disiplindeki bölümlerin koordinasyonunu sağlayan fakülteler üniversitelerin en güçlü birimleridirler. Dekan, fakülteyi oluşturan bölümler arasındaki koordinasyonu sağlamak, fakülteyi dışarıya karşı temsil etmek, fakülteye iyi eleman kazandırmak, mali desek ile ilgili konulardan sorumludur. Gelişmiş üniversitelerde sorunlar genelde bölümlerde çözüldüğü için dekanlığa/rektörlüğe fazla iş düşmez ve dekanlık bir bakıma bilim politikaları üreten, araştırmaları koordine eden bir üst birim olarak algılanır. Herhangi bir batılı üniversitede bizdeki gibi yurtdışına çıkmak için 40 gün önceden izin istemek ve bu iznin silsile yolu ile YÖK’e kadar gitmesi ve alınan izin ile yurtdışına çıkılması gibi bir olay yaşanmaz. Mevcut hali ile dekanlıkların yetkilerinin çoğunu rektörlükler üstlendiği için dekanlara çok fazla iş düşmemektedir. İdari olarak bazı düzenlemeleri yapabilmektedirler. Dekanlıkların yapması gereken akademik kadroların belirlenmesi genelde rektörlükler tarafından yapılmaktadır. Mali olarak kendi kaynaklarını yaratmanın dışında merkezi bütçeden sınırlı kaynak geldiği için istenilen ölçüde esneklik de olmamaktadır. Gelişmiş ülkelerde dekanlıkları kendi tüzel kişilikleri olmakla beraber Rektörlüğe bağlı birimler ancak bizim sistemimizden farklı olarak daha bağımsız hareket edebilmektedirler. Dekan ve Rektörle istişare ederek fakültenin faaliyetlerini yürütmektedir. Ancak karar vermede çoğunlukla tüzel kişiliğe bağlı olarak bağımsızdır. Bu bağlamda gelişmiş ülkelerde dekanlık önemli ve dekanın belirlenmesinde Rektörlük ve Bölüm başkanlığının belirlenmesinde olduğu gibi arama süreci ile dünyanın herhangi bir ülkesinden herkese açık ilanla sağlanmaktadır. Değişik ülkelerin üniversitelerinde dekanlık için verilen uluslararası ilanlarda çoğunlukla iyi bilim adamı, iyi ders verme yanında, projeleri koordine edebilme yeteneği ve yönetim becerileri özellikli olarak dikkate alınmaktadır. Temel bilim politikalarının koordine edildiği fakültelerde sürecin sağlıklı yürümesinde yönetim organizasyonunun rolü büyüktür. 2547 sayılı YÖK yasasından kaynaklanan ve halen üniversitelerimin özerk kurumlar olması önündeki yasal sınırlamalara rağmen üniversitelerde oluşan bazı eğilim ve gelenekler üniversiteleri günümüze kadar taşımışlardır. Dekanlık seçimi mevcut yasada olmamasına karşın, bazı üniversitelerde Rektörler demokratik olma adına gayrı resmi olarak ön yoklama yaparak YÖK’e üç aday ismi bildirmektedirler. YÖK de genellikle üniversitenin görüşüne uygun olarak atama yapar. Bazı üniversitelerde rektörler seçimi dikkate almamakta, kendi çalışmak istedikleri arkadaşlarını atayabilmektedirler. "Üniversiteleri üniversite yapan gelenekleridir" anlayışı ile üniversitemizin kendine yakışır ağırlıkta kendi iç dinamikleri ile kurumsal yapılandırmasını tamamlamaları beklenir. Bu geleneklerden biri de fakülte dekanlarının belirlenmesinde fakülte öğretim üyelerinin eğilimine uygun davranılmasıdır. Yasal olarak dekan adaylarının belirlenmesi için herhangi bir seçim ibaresi olmamamsına rağmen bir engel de yoktur. Sorun bir bütün olduğu için bölüm başkanı, dekan, rektör belirlenmesi süreci içinde değerlendirmek gerekir. Değişik modeller var. Ancak bilim yapan en alt birimleri olan anabilim daları ve bölümlerde bilimsel yeterlilik, liyakat ve tercih edilebilirlik ilkeleri bir arada düşünülebilir. Mutlaka bilimsel başarıya dayalı belirlenmiş temel ilkelerin olması bölümlerin uluslararası düzeyde rekabet edebilmesi bakımında önemlidir. Yoksa şu veya bu şekle bölümün oyunu alarak sürekli birimlerin başında olmak bölümleri yerelleştirir ve bilimimizi evrensel ölçeğe taşıyamayız. Üniversitenin olmazsa olmaz misyonu ve koşulu, bilimsel bilgiyi üretmek ve yaymaktır, bilimsel liyakat ve akademik özgürlük ortamını yaramaktır. Üniversitelerde farklılıkların kendisini ifade edebilmesi ancak düşünce ortamının varlığında gerçekleşebilir. Ancak ne yazık ki seçim süreçleri özellikle ikinci dönem seçimi bir anda üniversite atmosferini mahalli seçim atmosferine dönüştürebilmekte ve üniversite özgürlüğü ve özerkliği zedelenebilmektedir. Yaşanan tecrübeler çok değerli, başarılı çalışmalar yapan rektörlerimizin olması bir yana, ikinci defa seçimin üniversiteleri çalıştırmadığı, akademik kadroların zayıflamasına neden olduğu, kayırmacılık ve diğer istenmeyen olaylar sık konuşulan veya eleştirilen konuların başında geliyor. Özellikle görevde olan ve kendisini iki dönem için seçilmiş varsayan rektöre, ikinci kez aday olduğunda rakipleri karşısında ayrıca haksız bir üstünlük elde etmiş olmaktadır. Üniversitelerimizde çoğunlukla dekanlık ve rektörlük seçimleri sürecinde ne yazık ki sıkıntılı dönemler yaşanmaktadır. Öğretim üyeleri seçim süreçlerini kendi üzerlerinde bir psikolojik baskı olarak görüyorlar. İkinci defa seçilme durumunun olmaması durumunda ise kimsenin akademik baskı anlamına gelecek ima veya telkinleri yaşamayacağı açıktır. Üniversitelerdeki seçim sürecinde yapılan kulisler, popülist uygulamalar öğretim üyeleri üzerinde psikolojik baskıları oluşturmaktadır. Ayrıca adaylık sürecinde yapılan vaatlerin ne yazık ki çoğunlukla tutulmadığı hepimizin yaşadığı tecrübe ile sabittir. Oluşan tarafgirlikler ve grupların zamanlarının önemli bir kısmını bu sürece ayırması neredeyse günlük siyasi polemiklere dönüşen söylemler ile uç veren verimsizlikler öğretim üyelerini rahatsız etmektedir. Çoğu kişi istemeden bu süreçlere dahil edildiği için akademik çalışmalarının sekteye uğradığını belirtmektedirler. Neler Yapılabilir? Yeni bir özerk yüksek öğretim yasasının çıkarılması ve üniversitenin bilimsel yeterlilik ve nitelik esasına dayalı yöneticilerini belirlemesi gerekiyor. Ancak, kısa sürede böyle bir yasanın gündemde olmaması nedeniyle acilen üniversitelerin kendi sistemlerini ortaya koymaları gerekir. Üniversitelerin küçük çıkarları için değil, ülke yararına kendilerine yüklenen sorumluluk bilinci ile davranarak en azından kendi yönetimlerini kendilerinin belirlemesi konusunda bilimsel yöntem ve model önermeleri beklenilmektedir. Öncelikle üniversitelerin; 1. Nasıl bir üniversite istiyoruz sorusunu sormamız ve kafamızın berrak olması gerekir. Veya nasıl bir rektör istiyoruz? Tersinden, yaşanan tecrübe ile nasıl bir rektör istemiyoruz sorularının net olarak kendimize sormamız gerekiyor. Bu soruların sürekli sorulduğu ortamlarda sağlıklı adayların çıkacağı beklenilmektedir. 2. Üniversite iç enerjisini tüketmeden nasıl seçime hazırlanır? Örneğin özerk üniversitenin birinci koşulu olan ve Afrika ülkelerinde bile uygulanan, öğrenci ve diğer çalışanların eğilimi ve ne düşündüğü küçük anket çalışması ile sağlanabilir. Üniversite yasada olmamasına karşın, demokratik davranarak gayrı resmi olarak öğrenci, asistan ve çalışanların nabzı bir şekilde tutulabilir. 3. Üniversiteye yakışır, zekâsı, karakteri, insani nitelikleri, yönetme becerisi, üniversitelilik bilinci, projeleri, niteliği olan adayların kendilerini ve projelerini üniversite kamuoyuna açıklayabilmesi için kendilerine fırsat sağlanabilir. Üniversite yönetimlerinin süreklilik içinde eski ve yeni yönetimlerinin birlikte çalışarak yönetimi devrettikleri ve kurulların çalıştığını ve tek adam hegomanyasının olmadığını göstererek diğer kurumlar içinde model gösterebilirler. Gerekirse iki veya daha fazla ön seçimle en azından üniversitenin %50’sinin takdirini alan adayların önceden belirlenmesi sağlanabilir. Böylece üniversitelerin kendi içinde ağırlıklı olarak arkasında durabilecekleri bir adayını YÖK’e bildirebilir. Böyle bir durumda YÖK veya cumhurbaşkanlığının da daha düşük oy alan bir adayın atanması yerine üniversitenin tercihine değer vereceği, hatta YÖK veya cumhurbaşkanlığının da elini güçlendirecektir. Kamu üniversitelerinin kendi yöneticilerinin çok önceden belirlemesi ve eski yöneticiler ile yeni yöneticilerin birlikte çalışması için üniversitelerin kendi modellerini geliştirmesi gerekir. Mütevelli heyeti modeli kamu üniversiteleri için bu bağlamda tartışmalı ve çok zor görülüyor. Mutlak Üniversite eğilim yoklaması, YÖK değerlendirmesi ve Cumhurbaşkanı ataması için ölçütler geliştirilmeli ve belirlenen ölçütlerin liyakate ve niteliğe dayalı uygulanması da önerilebilir. Üniversite yöneticilerinin seçimi ve atanması kadar denetlenmesi de önemlidir. Yöneticilerin seçilmesi kadar nasıl denetlendiği ve görevini yerine getiremeyen yöneticilerin gerektiğinde yine ölçütlere göre görevden el çektirilmesi de gelecek açısından şimdiden düşünülmesi gerekir. 4. Türkiye’nin önünün açılması için mutlaka Yükseköğretim sisteminin yeniden yapılandırılması gerekir. 5. Yeni bir Bilim politikası oluşturulmalıdır. 6. Üniversiteler idari ve mali özerkliğe kavuşturulmalı. Üniversiteler mali özerklik sağlanmalı, üniversiteler kendi kaynaklarını yaratması adı altında yürütülen özelleştirme uygulamalarına son verilmelidir. Üniversitelerin birer iş yeri ve para kazanan kurumlar yerine, bilim yapan kurumlar olarak kamu kaynakları tarafından desteklenmeli. Üniversite mali özerkliği içinde üniversitenin harcama kolaylığı sağlanmalıdır. 7. Üniversiteler siyasal iktidarların etki alanında olmaktan çıkarılmalı ve demokratik bir yapıya kavuşturulmalı, Üniversitelerin kararları üniversite bileşenleri tarafından verilmeli ve sorumluluk da üniversiteye ait olmalıdır. Dünyadaki üniversitelerin sıralaması bu bağlamda hesap verilebilirlikle eşdeğer niteliktedir. 8. Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK), yeniden yapılandırılarak, YÖK bir Yükseköğretim koordinasyon kurulu haline getirilmelidir. 9. Seçim yerine nitelikle seçme ilkesine uygun bir model işletilmeli, Rektör belirlemede liyakat esas olmalıdır. Bunun için de aday olabilmenin kriterleri iyi belirlenmelidir. Rektör yetkileri sınırlandırılmalı, ortak aklın üniversite yönetimlerinde söz sahibi olması için kurulların ağırlığı hissedilmelidir. 10. Üniversiteler tek tip yapıdan kurtarılarak rekabetçi bir hale getirilmeli. Üniversitelerin merkezi yönetimden vazgeçip her üniversite kendi bulunduğu coğrafyada kendine özgü nitelikleri ile gelişmelidir. 11. Üniversitelere alınacak öğrencilerin belirlendiği merkezi sınav sonuçları üzerinden her üniversitenin kendi öğrencisini seçme esnekliği sağlanmalıdır. 12. Üniversiteler kadro ve mali yönden güçlendirilmeli, kadro dağılımında yığılmalar önlenmeli ve kadro standardı getirilmelidir. 13. Üniversiteler evrensel kültürün ve eleştirel aklın gereği olan yetişmiş akademik kadroların oluşması sağlanmalıdır. 14. Bütçe tespitinde bilimsel performansa önem verilmelidir. Devlet üniversiteleri, yeni personel rejimi getirilmeli. Üniversite kendi teknik personeline ve öğretim üyesine ödeme yapabilmeli. Üniversite hocalarının onuruna ve birikimine yakışır bir maaş politikası sağlanmalıdır. Kalite yönetimi için bilimsel liyakat ve başarı ödüllendirilmelidir. Rıfat ÇELİK Türk Eğitim-Sen Adana 3 No’lu(Üniversite) Şube Başkanı Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
SON DAKİKA HABERLERİBakana Osmaniye Hakkında 12 Soru?
Milletvekili Hakan Coşkun, Bakana Osmaniye MEMdeki görevledirmelerle ilgili 12 soru sordu DUYURULAR
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Türk Eğitim Sen Osmaniye Şubesi Tel: (0328) 814 87 73 | Faks: (0328) 813 33 31 Tasarım & Teknik Destek: Yonca Dizayn Yazılım: MyDesign |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||