24 Kasım 2017 Cuma
Anasayfa > Yazarlar > Ahmet Kıraç > Toplumsal Sözleşme Derken, Çözülme Olmasın?
Ahmet Kıraç

Toplumsal Sözleşme Derken, Çözülme Olmasın?

07.02.2014 14:42:07 Okunma Sayısı : 1159 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Ahmet Kıraç
1982 Anayasası, birçok değişikliğe uğradığından, anayasanın ruh, kavram ve dil bütünlüğü bozulmuştur. Anayasamızın birey yerine devleti öne çıkardığı ve darbe anayasası olduğu yönünde güçlü eleştiriler yapılmaktadır. Toplumda güçlü bir şekilde yeni bir anayasa yapma ihtiyacı, beklentisi oluşturulmuştur. Başta siyasi partiler olmak üzere, sivil toplum kuruluşları da bu yöndeki talep ve beklentilerini zaman zaman ifade etmişler önerilerini sunmuşlardır.  

        TBMM demokratik bir anayasa beklentisini karşılamak üzere; mecliste grubu bulunan siyasi parti temsilcilerinden oluşan komisyon oluşturmuş ve anayasa çalışmalarını yapmak üzere görevlendirmiştir. Prensip olarak ta ön şartsız çalışmalara başlanmış, üzerinde anlaşılamayan hususları en sona bırakmak,  görüşmek kararıyla çalışmalarını yürütmüştür.

       Anayasalar; bireylerle devlet arasındaki ilişkiyi ortaya koyan, devletin kurumsal ve idari yapılanmasını belirleyen bir toplum sözleşmesidir. Anayasanın başlangıç kısımları da; anayasanın hangi esaslara bağlı kalınarak hazırlandığını yani anayasanın ruhunu ifade eder. Anayasalar ait oldukları milletin temel değerlerini yansıtırlar, yansıtmalıdırlar. Ülkemizde yeni bir anayasaya değil; anayasamızın yenileşmesine ihtiyaç vardır. Çünkü yeni bir devlet kurulmamış ve rejim değişikliği de söz konusu değildir. Anayasa hazırlanırken Lozan Barış Anlaşması, milli değerlerimiz, tarihi tecrübelerimiz, Türk toplumunun istikameti, milli ve üniter devlet özellikleri akıldan çıkarılmamalıdır. İdeal Anayasa, sosyal değerlere uygun ve toplumun bilinç düzeyine uygun olandır. Yapılacak anayasanın askeri mi  - sivil mi olduğu değil demokratik olup olmadığı önemlidir. TBMM'sinden tam destek alsa dahi, milletimizin onayını almalıdır.

       Tarihimizde yapılan anayasaların oluşumuna ve kimliğine, çok kısa değinmekte fayda vardır. Avrupa'da Rönesans ve Reform Hareketleri sonucu ortaya çıkan gelişme ve değişmeler ülkemizi de etkilemiş, bunun sonucu iç ve dış kaynaklı baskılar sonucu bir takım adımlar atılmıştır.

     İlki Anayasa olarak değerlendiremeyeceğimiz 1808 Sened-i ittifaktır. Merkezi otoriteye başkaldırmaya başlayan hanedan ve ayanlar ile merkezi otorite arasında yapılan bir anlaşmadır. Osmanlı Devleti bu belge ile iktidarının devamının hanedan ve ayan desteğine bağlamış, onlar da padişahtan bazı teminatlar almışlardır. Sened-i İttifak iç şartlar sonucu olmuştur. Anlaşmanın yaptırımı dini ve ahlakidir, hukuki değildir. Merkezi otoriteyi sınırlaması açısından önemli bir belgedir.

Avrupalı devletlerin ve reformcu genç kuşağın beklentilerini karşılamak amacıyla 1839'da Tanzimat Fermanı yayınlanmıştır. Amacı, devletin ve milletin huzur ve rafını sağlamak, Osmanlıda yaşayan tüm uyruklar arasında (din, dil, mezhep farkı gözetmeksizin ) tam bir eşitlik sağlamaktı. Tanzimat Fermanı; keyfilikten hukukiliğe, kanunsuzluktan meşrutiyete, emniyetsizlikten emniyete geçişi ifade etmesi açısından ve anayasal düzene giden yolda önemli bir yapıtaşı olması açısından çok önemlidir.

      Dış baskı ağırlıklı olduğundan daha çok Hıristiyan azınlıklara tanınması istenen hakları içermekteydi. Osmanlı Devletinin azınlıklarını devlete bağlamakta ve dağılmayı önlemekte bir yol olarak kabul edilmişti. Düzenlenmeler anlamına gelen fermanlar, Devlet yönetiminde keyfiliği önlemeyi amaçlıyordu.
1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanı; daha çok yabancılara ( Hıristiyanlara ) siyasi ve ekonomik haklar veriyordu. Kırım Harbi sonrası imzalanacak anlaşmadan karlı çıkmayı ve bir Avrupa Devleti olduğumuz görüntüsünü vermeyi amaçlamıştır. Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı azınlık haklarıyla ilgili olduğundan Müslüman tebaayı incitmiştir.

     1876 yılında ilan edilen İlk Anayasamız olan; Kanun-i Esasi padişah tarafından atanan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Anayasa Osmanlılık esasına dayanmaktaydı. Mebuslar ve Ayanlar Meclisi olmak üzere iki meclis vardı. Son söz padişahındı. Padişah 1877-78 Osmanlı Rus Harbini de bahane ederek meclisi dağıtmıştır. Ancak 1908 yılında 2. Meşrutiyet ilan edilince Kanun-i Esasi yeniden yürürlüğe girmiştir.

     1. Dünya Savaşı Osmanlı Devleti için tam yıkım olmuş, Türklerin; azınlıklara ve Müslüman diğer unsurlara bakışı çok değişmiş ve milli bir devlet kurmanın önünü açmıştır. Türk Milleti yeni çıktığı 1. Dünya Savaşından sonra hemen akabinde Milli Bağımsızlık Savaşını başlatma cesaret ve kararlılığını göstermiştir.

      1920'de yıllarca süren savaşlardan sonra yaşanan acı, sıkıntı ve fakirliğe rağmen; sosyal, ekonomik, kültürel ve daha birçok alanda yapılan inkılâplarla yeni bir devlet kurulmuş ve 1921 yılında kabul edilen Teşkilatı Esasiye Kanunu yapılmıştır. Türk Kimliğine ve milli egemenliğe dayalı kurulan bir devlet kurulmuştur. 1920 yılında TBMM'NİN açılışı, yeni bir devletin ve anayasal düzene geçişin en güçlü işaretleriydi. Egemenliğin kaynağı saltanattan halka geçiyordu. Kanuni Esasi kaldırılmadığından, Teşkilatı Esasiye Kanunu 24 maddeden ibarettir. En önemli özelliği egemenliğin millete ait olduğunu belirtmesiydi.

     1924 Anayasasında; devletin kuruluşu, organları, işleyişi, kişi hak ve özgürlüklerine yer verilmiştir. Yine kuvvetler birliği ve meclis hükümeti sistemi benimsenmiştir. Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Devletin yönetim şekli cumhuriyettir. Devletin dini İslam, başkenti Ankara ve dili Türkçedir. Devletin başkenti, rejimi ve bayrağı değiştirilemez. Yasama ve Yürütme yetkileri meclise aittir. Yargı, bağımsız mahkemelerce yürütülür. Meclis; yürütme yetkisini seçtiği Cumhurbaşkanı ve onun atadığı Bakanlar kanalıyla kullanır. Meclis; hükümeti her zaman denetler. Üst üste aynı kişi Cumhurbaşkanı seçilebilir. Seçimler dört yılda bir yapılır. Seçmen yaşı 18 olacaktır. 1961 Anayasasına kadar başta seçme ve seçilme hakkı ve Atatürk İlkelerinin Anayasada yer alması gibi bazı değişiklikler yapılmıştır. 1924 Anayasası Türk Demokrasi tarihinin en uzun süre yürürlükte kalan ve üzerinde en çok değişiklik yapılan ikinci anayasasıdır. 1924 Anayasası'nda beş kez değişikliğe gidilmiştir. Devletin dini İslam'dır maddesi 1928 yılında anayasadan çıkarıldı.

     Seçmen yaşı 22'ye yükseltildi. Ormanlar devletleştirildi. Kadınlara milletvekili olma hakkı tanındı. Atatürk ilkeleri anayasaya girdi. Laiklik anayasaya girdi. Toprak reformu yapıldı.


     27 Mayıs 1960 Hükümet Darbesinin ardından 1961 Anayasası yürürlüğe girdi. Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosundan oluşan iki meclisli sistemi kabul etmiştir.

     Kuvvetler ayrılığı prensibi getirildi. Yürütme organı Cumhurbaşkanı ve Bakanlar kurulundan oluşur. Meclis yasaların kabulünde son söze sahiptir. Hukuk devleti ilkesi benimsenmiştir. Sosyal Devlet anlayışı benimsenmiştir. Seçimlerin; serbest, eşit, gizli, tek dereceli genel oy ilkelerine göre yapılacağı belirtilmiştir. Çoğunlukçu demokrasi anlayışından çoğulcu demokrasi anlayışına geçildi. Temel hak ve hürriyetlerle ilgili geniş düzenlemelere yer verilmiştir. Temel hak ve hürriyetlerin hangi hallerde sınırlandırılacağı belirtilmiştir. Üniversitelere TRT'ye özerk statü tanındı. Anayasa mahkemesi kuruldu. DPT kuruldu. Milli Birlik komitesi kuruldu. Türk Demokrasisi 1960 müdahalesinin ardından 1971 yılında muhtıra girişimi ile karşılaştı. 1961 Anayasası'nda yedi kez değişikliğe gidilmiştir. Bu değişikliklerde toplam 63 madde değişikliğe uğramıştır.

     Sivillere karşı güvensizliğin ilk göstergeleri bu anayasada görülmektedir. Millet iradesini temsil eden TBMM'nin aldığı kararları denetlemek üzere kurulan Anayasa Mahkemesi, 1961 Anayasası'nın getirdiği bir kurumdur. 9 Temmuz 1961 tarihinde halkoyuyla kabul edilen 1961 Anayasası 157 madde ve geçici 22 maddeden oluşmaktaydı. 61 Anayasası'na göre yasama yetkisini kullanan TBMM, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu'ndan oluşuyordu. Daha önce olduğu gibi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu'ndan oluşmak üzere iki başlı bir yürütme organını benimseyen anayasada Cumhurbaşkanlığı biraz daha sembolik bir makam olarak düzenlendi. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldan yedi yıla çıkarılıyor fakat iki kez üst üste seçilme şansı ortadan kaldırılıyordu. 1961 Anayasası'nda bulunan farklı bir özellikte hükümete TBMM dışından da bakan alma olanağı vermesiydi. Ayrıca ilk kez özerk kuruluş olarak TRT ve üniversitelerin yapısı da düzenleniyordu.

           Demokrasiye doğrudan müdahalenin ikincisi askeri güçlerin 12 Eylül 1980 yılında yönetime el koymasıyla yaşandı. 1961'den sonra bir kez daha halkın hür iradesiyle seçtiği parlamento ve hükümet askeri darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı. Özellikle 70'li yılların sonunda ülkede çığırından çıkan bir çatışma ortamı hâkimdi ve görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün yerine TBMM'nin yeni Cumhurbaşkanı seçemiyordu. Bütün bu gelişmeler askeri darbenin gerekçeleri oldu. Kenan Evren yönetimindeki Milli Güvenlik Kurulu devletin başına geçti. Bu ortamın oluşmasına neden olarak gösterilen siyasi partiler kapatıldı ve üyeleri siyasi yasaklı hale getirildi. Anayasal düzene geçiş amacıyla ilk olarak Haziran 1981'de Kurucu Meclis Teşkili Hakkında Kanun çıkarıldı. Danışma Meclisi ve MGK'dan oluşan bu meclis bir anayasa komisyonu oluşturdu. 23 Eylül 1982'de Danışma Meclisi bu anayasayı onaylayarak 7 Kasım 1982'de halk oylamasına sunuldu ve kabul edildi.

     Siyasi tarihimizde en çok değişikliğe 1982 Anayasası uğramıştır. Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde ve değişen dünya koşullarında başını en çok ağrıtan kurum ve kanunlar 1982 Anayasası'nın ürünleridir. Bu amaçla 1982 Anayasası kabul edildiği yıldan bu yana 9 kez değişikliğe uğramıştır. 1982 Anayasasında bugüne kadar 83 madde değişikliğe uğramıştır.
 
          Bize göre bu anayasa hazırlanırken en öncelikli husus, Türkiye'nin uluslararasında meşruiyetinin belgesi olan LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASINDAKİ kazanımlarımızı tartışmaya açtırmamak en öncelikli meseledir. Anayasa hazırlanırken en önemli ölçüt AB'nin dayatmaları değil, Lozan Barış Anlaşması olmalıdır.

     Anayasamızın başlangıç metni; Cumhuriyetimizin ruhunu ve kuruluş felsefesi olan Türk Milliyetçiliğini ifade eden, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına dayanan devlet anlayışını vurgulamalıdır. Devletimizin kurumsal yapısı, idari yönetimi, milli ve üniter devlet olma özelliği mutlak surette yani ilk üç maddesi olduğu gibi korunmalıdır. Değilse Türk toplumunu bir arada tutan bağlar çözülecek ve bin yıldır şehit kanıyla sulanan bu vatan için verilen milli mücadele inkâr edilmiş olacak ve devlet olarak bu topraklardaki varlığımız sorgulanacaktır. Bu ise siyasi ve tarihi bir intihar demektir. Hiçbir şekilde; devlette çözülme ve etnik ufalanma demokratikleşme ve özgürleştirme olarak değerlendirilemez. Kuvvetler ayrılığı ilkesi mutlaka korunmalı, yasama-yürütme ve yargı arasındaki medeni işbölümü anlayışı sürdürülmelidir.
Anayasamıza konulması düşünülen vicdani ret hakkı ise Türk Milletinin moral değerleriyle dalga geçmek olacaktır. Ben savaşa karşıyım diye başvuruda bulunacak kişi askerliğe alınmayacaktır.

     Yeni yapılacak anayasada; Milli bir sözleşme metni olması gereken anayasayı,  gelecek nesillere gönül rahatlığıyla bırakılabilmeli ve onların refahı ve mutluluğu amaçlanmalıdır.

     Demokratik sistemlerde anayasayı millet yapar ve kurucu iktidarın kaynağı millettir. Bu nedenle asli kurucu iktidarın; devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü zedeleyecek düzenlemelerden titizlikle uzak durması gerekir. Milli devlet ve üniter devlet ilkeleri cumhuriyetimizin niteliklerine eklenmelidir.

     Türkiye Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk olarak kabul edilmelidir. Çünkü kişilerin eşitliği ve temel hak ve hürriyetleri kullanmada vatandaşlar arasında ayrım yapılmamaktadır. Bu nedenle vatandaşlık kavramı sulandırılmamalıdır.


Anayasamızın dili Türkçe; açık, anlaşılır ve tutarlı olmalıdır. Kavram ve dil bütünlüğü sağlanmalıdır. Devletin resmi ve eğitim dili Türkçe olmalıdır.

     Devletin laik kimliği korunmalı, devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsızlığı garanti altına alınmalıdır. Laiklik devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsızlığı ve bunlara saygı göstermesidir. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı mutlak olarak sağlanmalı, bunu sağlamaya yönelik tedbirler alınmalıdır. Siyasi parti kapatmalarında birey esas alınmalı, kapatılan partilerin devamı niteliğinde partiler kurulmasına izin verilmemelidir. Kapatmak yerine devlet yardımından süreli mahrumiyet, seçimlere girme yasağı gibi yaptırımlar uygulanmalıdır. Hak ve özgürlükler açısından bireyin hakkı ile kamu düzeni arasındaki dengeyi iyi kurmalıdır
 
     Anayasamızın kabulünden sonra Türk Milleti yeniden anayasa arayışlarına girmeyecek şekilde düzenlemeler yapılmalıdır. Ancak görünen o ki, anayasamıza konulması düşünülen düzenlemeler Türk Milletinin taleplerinden ziyade dış odakların ve içimizdeki temsilcilerinin taleplerini yansıtmaktadır. Bu anayasa dış odakları değil, Türk Milletini sevindirmelidir, kazanan Türk Milleti olmalıdır.1982 Anayasasına özlem duyulmamalıdır.

     Hazırlanan anayasa bin bir acı, zahmet ve yoklukla kurulmuş Türk Devletinin ebedi varlığını tehlikeye düşürmemelidir. Devlette vatan gibi atalarımızdan bize kalan bir emanettir. Anayasa hazırlanırken temel önceliğimiz, Türk Devletinin ve milletinin ebedi varlığı sağlamak öncelikli; huzurunu ve refahını sağlamak olmalıdır.

     Temennimiz, anayasalar toplumsal sözleşme metnidir derken, vatanın ve devletin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye atacak çözülme metni olmamasıdır.
 
Ahmet KIRAÇ
Türk Eğitim-Sen Osmaniye Şubesi
Disiplin Kurulu Başkanı
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.