Anasayfa       Haber Ara | Anketler | RSS Kaynağı| Foto Galeri| İletişim| Ziyaretci Defteri

            HABER ARA


Gelişmiş Arama







Çubukçu; Andımızı Ben De Yazabilirim

Bakan Çubukçu; Andımız Kutsal Bir Metin Değil, Değişebilir. Yenisini Ben De Yazabilirim

Kategori  Kategori : Basından
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 61
Tarih  Tarih : 08 Şubat 2010 15:55

11 Punto 13 Punto 15 Punto 17 Punto

Andımız Kutsal Bir Metin Değil, Değişebilir. Yenisini Ben De Yazabilirim beni çocukken en fazla rahatsız eden laf Varlığım Türk varlığına armağan olsundu.
 
Bakanlığınızın ilk döneminde yaptığınız konuşmada eğitim camiasını ayrımcılığa karşı uyardınız. Ve büyük takdir kazandınız. Ayrımcılığın kurbanı olan Hrant Dink´in adının bir okula verilmesi fikri size nasıl geliyor?
 
Aaa çok güzel olur. Tabii ki olabilir. Benim çok sevdiğim, aslında ölümünden de büyük elem duyduğum bir insan. Türkiye için büyük bir kayıp olduğunu düşünüyorum. Elbette niye olmasın. Güzel bir fikir. Eğer öyle bir şey olursa sizinle birlikte açalım okulu.
 
İnşallah. Bunu çok isterim.
 
Göreve geldiğim dönemde aslında şöyle bir şey olmuştu. Bir Ermeni azınlık okulundan bir öğretmenden bana mektup gelmişti. Ders kitaplarının olmadığını, dolayısıyla kitapları çoğaltamadıklarını, bütçelerinin çok sınırlı olduğunu, teksir kağıtları ile çalıştıklarını söyledi. Devlet ücretsiz kitap verdiği halde bize niye vermiyor dedi. Ben buna hakikaten çok şaşırdım. Gerçekten çok az sayıda öğrenci var. Bunu mutlaka karşılayalım dedik ve karşıladık. Bunun dışında, şimdi kendi dillerindeki kitaplarının basımını, talim terbiyede denetimini, incelemesini, çevirisini biz yapacağız. Onu da üstleneceğiz.
 
Önümüzdeki sene?
 
Evet, bu yıl taleplerinin hepsini karşıladık. Daha sonra böyle bir talebin aslında bugüne kadar bakanlığa hiç iletilmemiş olduğunu gördük. Yani bir öğretmen bir mektup yazıyor ve bir şeyler değişiyor. O zaman. Aslında bizde de kabahat var. Biz de bugüne kadar bazı şeyleri hiç istememişiz. dediler. Aslında hiç istememiş olmaktan ziyade, karşılıklı bir önyargılı bakış var. Yani istese de alamayacağını düşünüyor. Dolayısıyla bu önyargının kırılmış olduğunu düşünmesi, bir Ermeni azınlık okulundan Milli Eğitim Bakanı´na bir mektup gönderilip bunun bir öğretmen tarafından istenmesi beni Türkiye adına çok umutlandırıyor. Aslında bütün bu acı olaylara rağmen birbirimizi anlamamız konusunda bir sorgulamaya da yol açıyor.
 
BARTHELEMEOS´UN ACISINI İÇİMDE HİSSEDİYORUM
 
Hukuki engel olmamasına rağmen ruhban okulunun açılması bazı politik engellere takılıyor. Yunanistan´dan Türk azınlıkla ilgili bir karşılık bekleniyor. Aslında temelde bir insan hakkı olan din eğitiminin bir politik manevra aracı olarak kullanılmasını içinize sindiriyor musunuz?
Ona politik manevra değil de mütekabiliyet diyelim.
 
Mütekabiliyet diyerek kibar olalım öyle mi? Ben bir gazeteci olarak politik manevra demeyi tercih ederim. Siz tabii bir siyasi kimliksiniz. Evet? İçinize siniyor mu bu durum?
 
Beni çok iyi tanıyorsunuz. Sadece ruhban okulunun değil, dünyada ve Türkiye´de, dini haklar başta olmak üzere, temel insan hakları olarak tanımladığım hakların koşulsuz ve karşılıksız verilmesinden yanayım.
 
Üstelik kafes eylem planında gayrimüslimlere bu kadar tezgah hazırlandığı bir dönemde...
 
Elbette. Şöyle bir algı var. Temel haklar söz konusu olduğu zaman özgürlükçü ve demokrat bir bakış açısına sahipseniz birçok şeyin aslında ne kadar olağandışı olduğunun farkına varıyorsunuz. Her şey size tuhaf geliyor. Birçok kişinin normalleri, olması gereken budur dedikleri... Niye sorusunun çoğu zaman cevabı yoktur. Dolayısıyla ülkemizde yaşayan azınlıkların haklarının halen daha Lozan çerçevesinde ileri sürülüyor olması, bu sınırlar içinde tutulmaya çalışılması da çok anlamlı gelmiyor bana. Şu anki insan haklarına bakış açımız 1940´lı yıllardaki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve evrensel insan hakları bildirgeleriyle mi sınırlı? Ne kadar gelişti? Yani Lozan anlaşmasının yapıldığı tarihler, azınlıklara birçok hakkın verilmediği ve en asgari hakların tanımlandığı sözleşmelerdir. Biz ayaklarımızı veya sütunlarımızı, hala bu çerçevede bir insan hakkı felsefesi üzerine koyamayız. Bugün 21. yüzyıldayız. Bambaşka bir dünyadayız. Şimdi azınlıklarla ilgili bazı kesimler üzerinde kaygıların olması bana çok tuhaf geliyor. Dedim ya anlamakta güçlük çekiyorum. Yani empati yapamadığım bir konu bu benim. Bu ülkedeki sayısal küçüklüklerini de baz almıyoruz. Yani bir insanın temel hakkı olan dinini öğrenme ve uygulama, kendi dilini öğrenme hakkının kime ne zararı olabilir. Bu benim dünyamda açıkçası çatışan bir konu değil. Çatışmanında ötesinde, insanları yok etmeye yönelik planlara konu olması hiçbir şekilde kavrayabileceğim bir şey değil.
 
O halde Bartholemeous Kiliselerimiz boş, cemaatimiz de din adamımız de kalmadı. dediğinde siz onun acısını hissediyor olmalısınız.
 
Hissediyorum evet. Elbette hissediyorum.
 
Öyleyse 3-4 bin Rum´un temel hakkı batı Trakyalı 150 bin türke karşı neden rehin tutuluyor?
 
Ben hiç sayılarla ölçmüyorum insan haklarını.
 
ANDIMIZ KUTSAL BİR METİN DEĞİL, DEĞİŞEBİLİR. YENİ ANDIMIZI BEN DE YAZABİLİRİM
 
Peki, bunun ötesine geçemezsiniz, anlıyorum sizi. Ama başka bir konuda belki daha açık açık konuşabiliriz. Öğrencilerin her Pazartesi sabahı söylediği andımız hoşunuza gidiyor mu?
Aslında bu 1934 yılında yanlış hatırlamıyorsam dönemin milli eğitim bakanı tarafından kaleme alınmış bir şey. Bu dönemin milli eğitim bakanı da farklı bir şey koyabilir belki. (gülerek) Ben de bir şey yazayım.
 
Andımızı siz yazsanız içeriği nasıl olurdu? Ayrımcılık yapmayacağıma and içerim diye mi başlardınız?
 
Ben yazsaydım daha başka bir şey yazardım. Bunu hiç düşünmedim, siz sorduğunuz için aklıma geldi. Bunun bir İstiklal Marşı gibi nitelendirilmesinden ve buna önemli bir kutsiyet atfedilmesinden yana değilim. Dediğim gibi, dönemin milli eğitim bakanı bunu yazmış. Ama bu dönem başka bir dönem. Başka bir şey söyletebiliriz. Aynı şeylerin her gün bir şekilde tekrar edilerek çocukların da bir şekle sokulması hayali varsa bu çok gerçekleşebilecek bir şey gibi gelmiyor bana.
 
Mesela beni çocukken en fazla rahatsız eden laf Varlığım Türk varlığına armağan olsundu.
 
Bir çocuğun varlığı niye armağan olsun?
 
Aynen sorum bu. Niye olsun sayın bakanım? Olmasın diyor musunuz?
 
Bilmiyorum çok içerik olarak benim hoşuma gitmiyor.
 
Türk olmayanlara Türküm dedirtmek ne kadar ayıp bir şey.
 
Orada dile getirilen Türküm, bir üstünlük olarak vurgulanıyor.
 
Bu aldatmacaya kim inanıyor? Siz Ermeni olsaydınız Türküm demek ister miydiniz? Türk vatandaşıyım demiyor ki, Türküm diyor.
 
Böyle şekillendiren şeyleri, bir milli eğitim bakanının kaleme aldığı bir fikrin veya metnin yıllardır hiç tartışılmamasını hoş karşılamıyorum zaten. Ben 19 Mayıs´ta bir televizyon programına çıkmıştım gençlerle. Gençlerden bir tanesi söyledi bunu. Ertesi gün inanılmaz bir tepki başladı bana. Daha on günlük bir bakandım.
 
Halbuki orada tartışılabilir demiştiniz sadece.
 
Tartışılabilir diyorum, her şey tartışılabilir. Hala aynı şeyi söylüyorum. Ve bir gencin bunun değişmesini milli eğitim bakanından talep ettiği bir Türkiye benim hayalimdeki Türkiye.
 
Süper başlık.
 
Bütün bunları koşulsuz kabul eden, hiçbir şeyi sorgulamayan bir gençlik, yetişmiş bir gençlik değildir. Tartışsınlar, tartışılabilir bulsunlar. Ben böyle buluyorum.
 
 
NURİYE AKMAN
Röportaj
ZAMAN
® Röportajın tam metni www.zaman.com.tr ´de

Milli Eğitim Bakanı Çubukçu´ya Cevap www.sonkale.org dan geldi

Türklükten rahatsız olan Bakan´a Türk Gençliği olarak sesleniyoruz.

Daha bir ay bile olmadı Milli Eğitim’in adı dışında milli hiçbir yeri olmayan Bakan’ı Nimet Çubukçu okullardaki şehit adını kaldırmaya kalkalı. Hatta Ankara Sincan’daki Ersin Bacaksız Anadolu Lisesinin tabelası bile değiştirilmişti.
 
Bunun üzerine milli hassasiyetleri olan insanlar harekete geçti ve Bursa Milletvekili Sayın İsmet Büyükataman konuyla ilgili bir önerge verdi. Milli Eğitim Bakanı geri adım atmak zorunda kaldı.
 
Bugün ise Sayın Bakan, bir gazetede Hırant Dink´in adını bir okula vermek istediğini, öğrencilerin her Pazartesi sabahı topluca söylediği andımızın kutsal bir metin olmadığını, gerekirse yeni bir andı kaleme alabileceğini, cemaatsiz, ruhbansız kaldık diyen Barthelemeos´un acısını içinde hissettiğini beyan ediyor.
 
Türk Gençliği olarak Bakan’a birkaç hususu sormak isteriz;
 
Sayın Bakan bunca şehidin adını okullardan çıkarırken vicdanınız sızlamıyor da bu ülkenin zararına ne varsa yapmaktan çekinmeyen papaz Barthelemeos´un acısını yüreğinizde nasıl hissediyorsunuz?
 
Sayın Bakan, atanamayan ve işsizlikle mücadele eden onbinlerce eğitim fakültesi mezunu öğretmen yüreğinizi sızlatıyor mu? Hiç onları düşündünüz mü? Papazı düşündüğünüzün yüzde biri kadar kendi milletinizin insanları düşünüyor musunuz?
 
Sayın Bakan İlhan Egemen Darendelioğlu, İsmail Gerçeksöz isimlerini hiç duydunuz mu?Bu isimler kim bilir misiniz? Eminiz ki bilmezsiniz, onlar bu milletini seven gazetecilerdi. Bu millet için toprağın kara bağrına girdiler şehit oldular. Peki onların isimlerini bir okula vermeyi düşünüyor musunuz?
Andımızla derdiniz nedir? “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” sözünden rahatsız olduğunuzu ifade ediyorsunuz. Bilinçaltınızdaki Türklük ve Atatürk düşmanlığını da bu vesile ile dışarı çıkarmış oluyorsunuz. Türklüğün yüreğinizi sızlattığı sözlerinizden anlaşılıyor.
 
Üzülerek ve utanarak itiraf etmeliyiz ki, 1923 yılında, bedeli kanla ödenerek kazanılmış Cumhuriyetimizin ve büyük milletimizin varlığı, bütünlüğü ve geleceği hükümetiniz sayesindetartışmaya açılmıştır. Hatta, bu tartışma ve küstahlıklar, bu sözlerle devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk´ün şahsına kadar yönelmiş bulunmaktadır. Lozan´da hevesleri yarım kalmış güçlerin, yeni taktiklerle, adım adım ve sabırla, ruhumuzu ve heyecanımızı teslim almalarına yönelik sinsi bir oyunudur. Röportajda Sayın Bakan’ın Lozan’da yer alan ifadeleri yersiz bulması da bu oyunların en açık delilidir.
 
Daha birkaç gün önce Saadet Partisi Genel Başkanı da bu minvalde bir açıklama yaparak andımızın okunmamasını tavsiye ediyordu. Ki bu aynı kaynaktan beslendiğinizin apaçık kanıtıdır. Kimler size andımızı değiştirmeniz noktasında baskı yapıyor? Yoksa bir yerlere söz mü verdiniz?
Ropörtajı yapan gazeteci soruyor; “Başbakan sizi bu bakanlığa getirdi. Çünkü; a) Güzelsiniz, b) IQ´nuz yüksek, c) Duygusal zekanız yüksek, d) Sabırlısınız, e) Çalışkansınız. Hangisi?”
Bakanın cevabı: Hiçbiri.
 
Biz söyleyelim tabiri caizse Başbakan’ın noteri olmanız sizi o makama getirdi.
 
Sayın Bakan’a hatırlatmak isteriz; Türkiye Cumhuriyeti’nin milli devlet niteliği, üniter siyasi yapısı ve milli birliğinin dayandığı esaslar Anayasa’mızda açıkça belirlenmiştir. Anayasa’nın ’Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, dili Türkçe’dir’ hükmünü vaz eden 3. maddesi, temel çerçeveyi kalın çizgilerle çizmiştir.
 
Son olarak Türk Gençliği olarak sizi uyarıyoruz Sayın Bakan Türk Milletinin değerleriyle oynamayın bu işin altından kalkamazsınız.
 
Varlığımız Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene.
 
 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Ahmet Kıraç Ahmet Kıraç
Bitaraf Olan Bertaraf Olur!
İsmail Koncuk İsmail Koncuk
Milli Eğitim Bakanı Çubukçu Mu?
Musa Akkaş Musa Akkaş
Terör Ve Pkk
S. Ali Kaplan S. Ali Kaplan
Sendikacılık Ve Küpler
Talip Geylan Talip Geylan
Gazze - Gemi - Çuval
M.Y. Şahindoğan M.Y. Şahindoğan
Geleceğe Taşınan Problemler 2
Sami Özdemir Sami Özdemir
Terörle Yaşamak
C. Kocakaplan C. Kocakaplan
Bir Dokun Bin Ah İşit!
Misafir Yazar Misafir Yazar
Üniversitelerde Seçim Sistemi
A Rasim Asker A Rasim Asker
Asarsın Kesersin

      SON DAKİKA HABERLERİ

Bakana Osmaniye Hakkında 12 Soru?
Milletvekili Hakan Coşkun, Bakana Osmaniye MEMdeki görevledirmelerle ilgili 12 soru sordu

       DUYURULAR

Türk Eğitim Sen Osmaniye Şubesi
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

© 2008 Tüm hakları saklıdır. İzin alındıktan sonra Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. 3. Şahıslar yayınlayamaz.
Tel: (0328) 814 87 73  |  Faks: (0328) 813 33 31
Tasarım & Teknik Destek: Yonca Dizayn
Yazılım:
MyDesign