08 Aralık 2019 Pazar
Anasayfa > HABERLER > Eğitim Çalışanlarına Yönelik Şiddete Hayır

Eğitim Çalışanlarına Yönelik Şiddete Hayır

18.11.2019 23:36 12 14 16 18 yazdır
Türk Eğitim Sen Osmaniye Şubesi olarak 19 Kasım 2019 salı günü Sendika Binamız önünde saat 13:30’da eğitim çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekmek için basın açıklaması
 Eğitim Çalışanlarına Yönelik Şiddete Hayır

Türk Eğitim Sen Osmaniye Şubesi olarak 19 Kasım 2019 salı günü Sendika Binamız önünde saat 13:30’da eğitim çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çekmek, şiddete hayır demek, şiddetin önlenmesi ve caydırıcı müeyyidelerin getirilmesi amacıyla Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a 81 ilden 81 mektup göndereceğiz.

Tüm şubelerimiz tarafından eş zamanlı gerçekleştirilecek bu etkinlik, kitlesel basın açıklaması şeklinde yapılacaktır.

Tarih: 19 Kasım 2019
Saat: 13:30
Adres: Yediocak Mah. Akyar Cd.
Devlet Bahçeli Bulvarı Suat Parfümeri Arkası



Basın Açıklaması Metni;

 

 

EĞİTİMDE ŞİDDETE HAYIR!

 

Bugün burada son derece önemli bir sorunu gündeme taşımak, genelde eğitim çalışanlarını özelde öğretmenleri değersizleştiren, hedef tahtasına oturtan uygulamalara dur demek, meslektaşlarımızın hayatına kasteden saldırıları kınamak ve protesto etmek için toplandık. Üzülerek ifade etmeliyiz ki, şiddet toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Mağdur bazen sağlık çalışanı, bazen öğretmen, bazen kadın, bazen de çocuktur.

 

Neredeyse her gün eğitim çalışanları; eğitim ve bilim yuvalarımızda sözlü ya da fiziksel saldırıya uğruyor. Görevimizin başında öldürülüyoruz, sopa, tekme ve yumruklarla dövülüyoruz, bıçaklanıyoruz. Bizler endişe içinde günü bitirdiğimizde mutlu olacak hale geldik. Şiddet gittikçe artıyor. Artık son noktada, sözün bittiği yerdeyiz. Artık ölüyoruz.

 

Öğretmenlerimizin motivasyonuna, itibarına, sağlığına ve hatta canına kast eden şiddet vakaları, artık eğitim hayatımızın en hayati problemlerinden birisi haline gelmiş, öğretmene şiddet vakaları artık sıradanlaşmış ve üçüncü sayfa haberleri arasına girmiş durumdadır. Bir öğretmenin, öğrencileri tarafından pompalı tüfekle öldürülmesi, bıçaklanması öğretmenin öğrencinin kulağını çekmesi kadar gündem bile oluşturmuyor. Ayrıca medya kuruluşlarının öğretmenlerimizin itibarını rencide edici haberlerden kaçınmaları, öğretmene saygı ve değeri öne çıkaran yayınlara öncelik vermelerinin de öğretmene şiddet olaylarının önlenmesi anlamında katkısı olacağını da hatırlatmak istiyoruz.

 

Sadece son birkaç yılda ölümle sonuçlanan şiddet olaylarına örnek verirsek; 

 

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan Ceren Damar Şenel, sınavda kopya çektiğini tespit ettiği öğrencisi tarafından 2 Ocak 2019 tarihinde üniversitedeki odasında hunharca öldürüldü. 

 

2 Nisan 2019 tarihinde Gebze Atatürk Anadolu Lisesi’nde görevli müdür yardımcısı Necmettin Kuyucu öğrencisi tarafından okulunda vahşice katledildi. 

 

İzmir’in Ödemiş ilçesinde, 15 Aralık 2017 tarihinde öğrencisi tarafından vurularak öldürülen okul müdürü Ayhan Kökmen ve

 

İzmir’in Karabağlar ilçesinde 25 Eylül 2012 tarihinde bıçaklanarak öldürülen Rabia Sevilay Durukan öğretmenimizi de unutmadık! 

 

Eğitim çalışanlarına şiddetin nedeni de; öğretmenin etkisizleştirilmesi, değersizleştirilmesi, ötekileştirilmesidir.

Şöyle ki; Eski Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN; "Bir öğretmenin en düşük olanı 1624 lira alıyor. Ne karşılığı alıyor? Haftada 15 saat karşılığı alıyor. Peki, düz bir memur ne kadar çalışıyor? 40 saat. 40 saat için bu rakamın altında alanlar da var. Öğretmen ek ders verirse, bunun üstünde alıyor. Bir de tatili var. Yılda iki ay. Düz memurun tatili ise 20 gün. Şimdi soruyorum; bu haksızlık değil mi?” demiştir.

 

Eski Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN; 2012 yılında; "Şu sisteme bakın hele, ülkede 72 bin öğretmen açığı var, sen sınavla öğretmen seçiyorsun (KPSS), hangi akla hizmet ediyorsunuz? Bırak da öğretmenlerimiz okul seçsin, göreve başlasın. Önüne niye engel koyuyorsun? İnşallah biz hükümetimizi kurduğumuzda, bütün öğretmenlerimizi göreve başlatacağız ve öncelikli olarak eğitim sorununu çözeceğiz." demiştir. Fakat 2002 de biz iktidara geldiğimizde atanmayan öğretmen kalmayacak öğretmen sınava girmeden kura çekip okuluna gidecek diyenler, 2002 de 72 bin olan atanmayan öğretmen sayısını 17 yılda 700 bine çıkartmışlar. Tabiki sınav sayısını da katlayarak ardına mülakat saklayarak öğretmenleri ücretli sözleşmeli diye köle yaptılar. Atanmayan öğretmenleri öğrencileri ile buluşturmayanlar utansın.

"Eski Milli Eğitim bakanı Ömer DİNÇER; "Öğretmen kendine başka iş bulsun" demiştir.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent ARINÇ;  "Ömer DiNÇER öğretmenlere şahsiyet kazandırmaya çalışıyor" demiştir.

Talim ve Terbiye Kurulu Üyesi Eski Başkanı Prof Dr. Ziya SELÇUK; "Üniversiteler otuz yıldır iyi öğretmen yetiştiremiyor." Demiştir.

AKP Grup Başkan Vekili Mustafa ELİTAŞ; "Öğretmen 1800 TL. Alıyormuş ne iş yapıyorlar.  Daha ne verelim. Git git gel Beğenmeyen başka iş yapsın" demiştir.

Eski Milli Eğitim bakanı Ömer DİNÇER; 'O zaman siz gidin ücretli öğretmenlik yapın. Biz de hayvan yetiştiricisini öğretmen yapmayalım." "Eğer siz öğretmenlik yeterliliğine sahip olsaydınız zaten o 40 bin kişinin içerisinde olurdunuz, karşımda değil." "Ben öğretmen olmak isteyenleri, Eminönü'ndeki caminin önünde bekleyen güvercinlere benzetiyorum. Bekliyorlar ki biri önlerine yem atsın. Özelde şansını deneyen öğretmenleri ise kendi yiyeceğini arayan dağ güvercinine benzetiyorum." demiştir.

Şeklinde siyasilerce öğretmenlerin çok maaş alıp, az çalışıyor algısının yaratılması, itibarsızlaştırılması öğretmeni savunmasız hale getirmektedir. Cefakâr öğretmenlerimizi hor görenler okullarda öğretmene uygulanan şiddetin bir numaralı sorumlularıdır. Öğretmeni itibarsızlaştıran, saygınlığını ortadan kaldıran bu anlayış bir an önce değiştirilerek  öğretmene gereken değer verilmeli ve öğretmen sahipsiz bırakılmamalıdır.

 

Bizler bu ülkenin eğitimcileriyiz, gelecek nesilleri yetiştiriyoruz. Bir yandan karşı karşıya kaldığımız asılsız, isimsiz soruşturmalarla kaybolan itibarımız diğer yandan maruz kaldığımız şiddet giderek artıyor. Toplumdaki bu şiddetin önüne geçmek sadece eğitim çalışanlarıyla başa çıkılacak bir durum değildir.

 

Maalesef artık eğitim çalışanları birçok kesim tarafından rahatlıkla hedef alınabilmekte ve bu saldırılara karşı savunmasız kalmaktadır. Bu gün okullarımızda halen Milli Eğitim Bakanlığınca alınması gereken güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucunda öğretmenlere saldırı her geçen gün artmakta,  sorumluluk yöneticilerimize, öğretmenlere ve eğitim çalışanlarına bırakılmaktadır. Hep beraber sorunun çözümü için acilen çalışmalıyız. Yetkililer bir an önce eğitimde artan şiddeti mercek altına almalıdır. 

 

Eğitim çalışanlarına şiddetin durdurulması için herkesin sorumluluk üstlenmesi, bu kötü gidişin durdurulması için harekete geçmesi gerektirmektedir.  Bilinmeli ki öğretmenin mağduriyet yaşadığı, itilip kakıldığı, ciddiye ve dikkate alınmadığı bir ülkenin ayakta kalabilmesi oldukça zordur.

 

Durumun can alıcı bir diğer tarafı da öğretmenlerimize yönelik gerçekleşen şiddet vakalarının failleri, büyük oranda öğrenci ya da öğrenci velisidir. Sendikamızın geçen yıl gerçekleştirdiği bir anket çalışması göstermiştir ki, eğitim çalışanlarına şiddet uygulayanların %67’si öğrenci ya da öğrenci velileridir. Bu, üzerinde önemle ve uzun uzun düşünülmesi gereken bir noktadır. Dün, canından parçasını yani evladını okula getirirken “Eti senin kemiği benim” teslimiyetiyle ve muteber bir tutumla öğretmene yaklaşan bu toplum, ne zaman ve nasıl bu duruma gelmiştir?

 

Öğretmene uygulanan şiddetin temelinde; öğretmene olan saygı ve sevginin azalmasının payı elbette çok büyüktür. İlk emri OKU olan bir dinin mensupları olarak "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" diyen, "Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." diyen bir medeniyetten Osman Beyin Şeyh Edebali'ye, Yıldırım'ın Eyüp Sultan'a, Fatih'in Ak Şemseddin'e ve Yavuz'un Hasan Can'a duyduğu saygıdan bu noktaya nasıl geldiğimiz tartışılmalıdır. 

 

Öğretmene saldıranlar bilmedir ki onlar sadece öğretmeni yaralamakla kalmıyorlar; aynı zamanda geleceklerini de yok ediyorlar. Bir eğitimciye saldırmak demek aynı zamanda bilime ve ülkenin geleceğine saldırmak demektir.

 

Eğitim çalışanlarına şiddet olayları bize göstermiştir ki, gerekli önlemler alınmadığı takdirde eğitim çalışanlarına yönelik bu tarz saldırılar ilk olmadığı gibi sonda olmayacaktır.

 

Artık yeter diyoruz. Çıkarılan disiplin yönetmelikleri okullardaki disiplini alt, üst etmiş. Öğretmen ders işleyemez duruma gelmiş. Öğrenciyi uyarmak bile şiddet kabul edilmiştir. Eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın “Sağlık çalışanlarına yapılmış saldırıyı, kendime yapılmış sayarım demesine rağmen, Eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in; “Veliyi üzeni, ben üzerim!'' açıklaması ve serbest kıyafet konusunda düşüncelerini sorduğu öğrencinin "Müdürler izin vermiyor" demesi üzerine, "Müdürler ne oluyor. Ben sizin yanınızdayım. Sizin tarafınızı tutuyorum. Saçı sebebiyle öğrenciyi geri çeviren okul müdürüne, 'bakanımız da onun saçını kesecekmiş' de" demesi, arıdan serbest kıyafet uygulaması bardağı taşıran son damla olmuştur. Bizzat bakanlıkça öğretmen ve okul yöneticisi şikâyet hattı Alo 147 kurulmuştur. Başarılı öğrenciye ödül olarak bilgisayar vermek yerine cep telefonu hediye eden bir bakan ve başarılı öğrenciye çeyrek altın veren yerel yöneticilerle yanlış güdüleme yapılarak bugünlere gelinmiştir.


 

Dün öğretmenlerin kral olduğu dönemde öğrenci olanlar bugün öğrencilerin kral olduğu dönemde öğretmenlik yapmaktadırlar. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet hadiseleri üzerine ciddi idari ve hukuki tedbirler ivedilikle alınmalıdır.

 

Şiddet vakaları konusunda önleyici ve caydırıcı tedbirleri hayata geçirecek mevzuat düzenlemeleri zaman kaybedilmeksizin hayata geçirilmelidir. Bu konuda eğitim çalışanlarına yönelik şiddeti önlemek amacıyla etkili tedbirler alınması ve caydırıcı müeyyideler getirilmesi için sendikamızın hazırladığı yasa teklifi Milliyetçi Hareket Partisi TBMM Grup Başkanvekili ve Sakarya Milletvekili Sayın Muhammed Levent Bülbül’e teslim dilmiştir. Eğitim çalışanlarının bu önemli sorununa kayıtsız kalmayan ve TBMM nezdinde konunun takipçisi olacağını beyan eden MHP Grup Başkanvekili Sayın Muhammed Levent Bülbül’e ilgi ve duyarlılığından ötürü teşekkür ediyor, tüm milletvekillerimizi hem komisyon aşamasında hem de Genel Kurul sürecinde yasa teklifine destek olaya davet ediyoruz.

 

Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri, eğitim çalışanlarının sesine kulak vermeli, öğretmenin yanlışı karşısında nasıl idari ve hukuki işlemleri hemen başlatıyorsa, öğretmene yapılan saldırılara karşı da aynı duyarlılıkla öğretmenin yanında yer almalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimcilere yönelik her saldırının sıkı takipçisi olmalıdır. Hukuk Müşavirliği kanalıyla Yargıya intikal etmiş davalarda kendi personelinin haklarını sonuna kadar takip etmeli ve savunmalıdır. Bakanlık her geçen gün artan bu saldırıların ve şiddet olaylarının bir an önce son bulması için gereğini yapmalıdır.

 

Öğretmene yapılan saldırılar hakkında bakanlık TBMM’de düzenleme yapılmasını talep etmelidir.  Öğretmene saldıranlar ayrıca eğitim öğretimi engellemeden de yargılanmalı, Bu şahıslar hakkında; hükmün geriye bırakılması, cezaların paraya çevrilmesi, cezaların ertelenmesi vs gibi işlemler uygulanmayarak verilen hapis cezaları bil fiil çektirilmelidir.

 

Bugün okullarımızda halen özel güvenlik tedbirlerinin alınamaması, velilerimizin ihmalkâr davranması, Milli Eğitim Bakanlığının okullarda şiddete yönelik gerekli tedbirleri almaması öğretmenlere saldırıyı her geçen gün artırmaktadır. Özellikle okullarımızın giriş kapılarında zaman zaman adli olaylar meydana gelmekte öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, eğitim çalışanlarımız ve okul yöneticilerimiz darp edilmektedir.

 

Bu nedenle okullarımızın giriş kapılarında yaşanacak olası adli olayların önüne geçilmesi, caydırıcılık sağlanması, yabancı şahısların okula alınmaması için okul girişi kapılarında görevlendirilmek üzere özel koruma ve güvenlik görevlileri alınmalı ve okullarda güvenliğin sağlanması, okula giriş ve çıkışların biz düzene bağlanması konusunda bir takım çalışmaların ivedilikle yapılması gerekmektedir.

 

Öncelikle, güvenlik tedbirleri ve hizmetleri çok yetersizdir. Biliyoruz ki, okulların çok büyük kısmında yeterli güvenlik tedbirleri alınmamakta, Kent Güvenlik Yönetim Sistemine entegre kamera imkanları bulunmamakta, hatta bir çok okulumuzda  güvenlik hizmeti sadece nöbetçi öğretmenler eliyle sağlanmaya çalışılmaktadır. Okullarımıza ve üniversitelerimize öğrenciler hatta öğrenci olmayan unsurlar sopa, kesici/delici alet ve hatta ateşli silah dahi sokabilmektedir.

 

MEB ile İş-Kur arasında işbirliği yapılarak güvenlik önemi arz eden öncelikle büyük okullarımızın giriş kapılarında görevlendirilen özel güvenlik sertifikası olan özel güvenlikçilerin sayısı artırılmalı ve kadrolu hale getirilmelidir.

 

Buradan Yetkililere sesleniyoruz; Eğitim çalışanını sahiplenin. Öğretmenlere, Okul İdarecilerine, Eğitim Çalışanlarına uygulanan şiddeti durdurun. Onların can güvenliğini sağlayın. Öğretmene kaybettiği itibarı kazandırın.

 

Buradan ailelere de çağrıda bulunuyoruz: Biz öğretmenler, öğrencilerimiz için varız. En büyük sevinç ve gurur kaynağımız, öğrencilerimizin başarı ve mutluluğudur. Münferit hadiseler üzerinden öğrencilerimize karşı duyduğumuz sevgi ve sahiplenme hissiyatımızdan kimse şüphe etmesin. Çocuklarınız, çocuklarımızdır. Onları daha güzel bir geleceğe hazırlamak için en az sizler kadar istekli olduğumuzu bilmenizi istiyoruz. Takdir edersiniz ki, eğitim, okul, aile ve çevre ile bütün olarak yürütülen bir süreçtir. Sizden tek arzumuz; öğrencilerimizle aramızda oluşturduğumuz sevgi ve saygıya dayalı beraberliğimize katkı sağlamanızdır.

 

Bu konuda yetkililere, velilere ve eğitim kurumlarına çok iş düşüyor. Herkes şunu bilmelidir ki, öğretmen asla sahipsiz değildir. Bütün gücümüzle eğitim çalışanlarının yanında olacak ve uğradıkları şiddetin takipçisi olacağız.

 

Şiddeti nefretle kınıyor, reddediyor, telin ediyoruz. Öğretmene şiddet konusunda bütün eğitim çalışanlarının yekvücut şekilde dimdik ayakta olduğunu tüm Türkiye kamuoyuna ilan ediyor yetki sahibi olanların, eğitim çalışanlarına yapılan şiddeti sadece kınamakla yetinmesini bir zafiyet olarak gördüğümüzü ve kendilerinden daha somut adımlar atmalarını da beklediğimizin bilinmesini istiyoruz.

 

Terörde kör kurşuna şehit verdiğimiz Aybüke Yalçın, kahbe pusularda şehit verdiğimiz Necmettin Yalçın, ailecek akşam yemeğini yerken şehit verdiğimiz hemşerimiz Yasemin Tekin ve 3 yaşındaki kızı Betül Tekin ve eşi Bayram Tekin, ardından kahbe kurşunlara şehit verdiğimiz hemşerilerimiz Orhan Gök, Mehmet Ali Durak ve Halis Şişman öğretmenlerimizi ve teröre şehit verdiğimiz onlarca öğretmenimizi rahmetle anıyor, şiddete maruz kalmış meslektaşlarımıza geçmiş olsun diyor, öğretmene şiddeti lanetlediğimizi kararlılıkla ifade ediyor ve bir daha benzeri hadiselerle kamuoyuna gündemine gelmemeyi diliyoruz.

 

Şiddetin rengi, dili, ırkı ve şekli asla olmaz. Bizler burada Öğretmene uzanan eller adaletle kırılmayacaksa tek silahımız olan kalemlerimizi kırıyoruz.

 

Unutmayalım; öğretmen sahip çıkmak geleceğimize sahip çıkmaktır.


Ahmet KANDEMİR

Türk Eğitim Sen Osmaniye İl Başkanı


Mektup Metni; 

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

 

Sayın Cumhurbaşkanım, 

 

Malumunuz üzere, şiddet olaylarında toplum sıhhatimizi etkileyecek düzeyde önemli bir artış söz konusudur. Başta kadın ve çocuklara yönelik olmak üzere, şiddet vakaları adeta toplumsal bir cinnet seviyesine ulaşmış durumdadır. 

 

Bu kapsamda öğretmenlerimize ve eğitim çalışanlarına karşı şiddet olaylarında da inanılmaz bir artış söz konusudur. Şu bir gerçektir ki, eğitim çalışanlarına yönelik şiddet meselesi, hali hazırda eğitim hayatımızın öncelikli ve önemli sorunlarından birisi haline gelmiştir. Gün geçmiyor ki, öğretmene dönük bir şiddet hadisesine dair bir haber medyaya yansımamış olsun. Sözlü ya da fiziksel şiddete maruz kalan, darp edilen ve hatta canına kast edilen öğretmenlerimiz yüreklerimizi dağlamaktadır. 

 

Durumun can atıcı bir diğer tarafı da öğretmenlerimize yönelik gerçekleşen şiddet vakalarının failleri, büyük oranda öğrenci ya da öğrenci velisidir. Sendikamızın geçen yıl gerçekleştirdiği bir anket çalışması göstermiştir ki, eğitim çalışanlarına şiddet uygulayanların %67’si öğrenci ya da öğrenci velileridir. Bu, üzerinde önemle ve uzun uzun düşünülmesi gereken bir noktadır. Dün, canından parçasını yani evladını okula getirirken “Eti senin kemiği benim” teslimiyetiyle ve muteber bir tutumla öğretmene yaklaşan bu toplum, ne zaman ve nasıl bu duruma gelmiştir? İşte problemin çözülmesi gereken asıl düğümü buradadır.

Artan şiddet olayları, eğitim çalışanlarında can güvenliği endişesine dahi yol açmakta ve motivasyonlarını olumsuz etkileyecek ölçüde tedirgin etmektedir. Yani şu gözden kaçırılmamalıdır ki; öğretmene şiddet, sadece adli boyutu olan bir sosyal problem değil, aynı zamanda bir eğitim sorunu halini almıştır.

 

Sadece son birkaç yılda ölümle sonuçlanan şiddet olaylarına örnek verirsek; 

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan Ceren Damar Şenel, sınavda kopya çektiğini tespit ettiği öğrencisi tarafından 2 Ocak 2019 tarihinde üniversitedeki odasında hunharca öldürüldü. 

 

2 Nisan 2019 tarihinde Gebze Atatürk Anadolu Lisesi’nde görevli müdür yardımcısı Necmettin Kuyucu öğrencisi tarafından okulunda vahşice katledildi. 

 

İzmir’in Ödemiş ilçesinde, 15 Aralık 2017 tarihinde öğrencisi tarafından vurularak öldürülen okul müdürü Ayhan Kökmen ve İzmir’in Karabağlar ilçesinde 25 Eylül 2012 tarihinde bıçaklanarak öldürülen Rabia Sevilay Durukan öğretmenimizi de unutmadık! 

Sanırım herkes kabul eder ki, öğretmenlere yönelik şiddet hadiselerinin artış göstermesinin nedenlerinin başında, öğretmenin itibarının rencide edilmiş olması gelmektedir. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” şuuruyla yoğrulmuş bir medeniyet ikliminde, öğretmenler bu kadar kolay hakaret edilebilen ve her önüne gelenin şiddet uygulayabildiği kimseler olmamalıdır. Dolayısıyla bu noktada atılacak ilk adım öğretmenlik mesleğinin itibarını artırıcı tedbirleri almaktır. Bu amaç doğrultusunda yapılacak yasal düzenlemelerin yanı sıra, başta yöneticiler olmak üzere toplum kanaatini yönlendiren herkesin bu yüksek sorumluluk duygusuyla öğretmenlerimize yönelik söylem ve tutumlarına dikkat etmeleri gerekmektedir.

 

Öte yandan, şiddet hadiselerine zemin ve ortam hazırlayan başka hususları da görmek lazımdır. 

 

Öncelikle, güvenlik tedbirleri ve hizmetleri çok yetersizdir. Biliyoruz ki, okulların çok büyük kısmında yeterli güvenlik tedbirleri alınmamakta, Kent Güvenlik Yönetim Sistemine entegre kamera imkanları bulunmamakta, hatta bir çok okulumuzda  güvenlik hizmeti sadece nöbetçi öğretmenler eliyle sağlanmaya çalışılmaktadır. Okullarımıza ve üniversitelerimize öğrenciler hatta öğrenci olmayan unsurlar sopa, kesici/delici alet ve hatta ateşli silah dahi

sokabilmektedir. Öğrenci, veli ve diğer toplum kesimlerinin şiddet hususunda adli ve hukuki açıdan bilinçlendirilememiş olması, öğrencilerimizin bağımlılık ve kötü alışkanlıkların cenderesinde bırakılmış olması, disiplin mevzuatının yetersizlikleri, medyanın öğretmenlerimiz hakkında sorumsuz ve ölçüsüz yayınları ve en önemlisi de yasal koruma eksikliği eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olaylarına uygun zemin ve fırsat hazırlamaktadır.

 

Sayın Cumhurbaşkanım, 

 

Biz eğitimciler olarak, eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması anlamında toplumsal bir seferberlik haline ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Ki, zaten öğretmene yönelik şiddet sadece eğitim çalışanlarının sorunu değil, toplumun sorunudur. Çünkü unutulmasın ki, öğretmene verdiğimiz değer, aslında ülkemizin geleceği olan çocuklarımıza verdiğimiz kıymettir. 

 

Zat-ı alinizin iradesiyle ve TBMM’nin yapacağı yasal düzenlemelerle şiddetin önlenmesi yolunda mesafe katedeceğimize inanıyoruz. Hayatını eğitime adayan, bilgi ve tecrübesini aktarmak için ihlasla çaba sarf eden, öğrencilerini kendi çocuklarından ayırmayan ve fedakârca görevini yapan öğretmenlerimizin can güvenliğinin sağlanması anlamında yasal düzenleme yapılmalıdır. Türk Ceza Kanunu’nun 112 inci maddesinde düzenleme yapılmalı, şiddeti önleyici tedbirler ve caydırıcı müeyyidelerin getirilmesi sağlanarak eğitim çalışanlarının güvenlik içinde çalışması yasal koruma altına alınmalıdır. Ayrıca bu düzenlemeyle, eğitimcilere şiddet uygulandığında bir şikâyete bağlı kalmaksızın, fail hakkında kamu davası açılması ve en ağır cezai müeyyidelerin uygulanmasını talep ediyoruz. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddete asla müsamaha gösterilmeyeceği, aksine şiddet suçlarının mutlaka cezalandırılacağı düşüncesinin yerleştirilmesi ve kamu sağlığını bozduğu için de ayrıca cezalandırılacağı bilincinin oluşturulması, önleyicilik açısından önemli bir adım olacaktır. 

 

Sayın Cumhurbaşkanım, 

 

İfade ettiğimiz gibi, artık bir eğitim sorunu haline gelmiş olan eğitim çalışanlarına şiddet konusunda ilgili süreçleri harekete geçirmenizi istirham ediyoruz. Eğitimin asli unsuru ve taşıyıcı kolonu olan öğretmenlerimizin saygınlığının artırılması, güvenli çalışma ortamlarına kavuşmaları, daha verimli eğitim hizmetini getirecek ve dolayısıyla toplumun sağlıklı geleceğini inşa edecektir.

 

Toplumsal meselelere ve özellikle eğitim sorunlarına duyarlı yaklaştığını bildiğimiz zat-ı alinizin, eğitim çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesi anlamında gerekli adımların atılması hususunda irade ortaya koyacağına inanıyoruz. 

 

Daha fazla canın yitip gitmemesi, mirasçısı olduğumuz medeniyetimize yakışmayan öğretmene şiddetin önlenmesi anlamında yasal düzenlemenin bir an önce yapılması bizleri ziyadesiyle memnun edecektir. 

Biz inanıyoruz ki, öğretmenle birlikte kaybettiğimiz, esasında toplumun ve Türkiye’nin geleceğidir. 

Saygılarımızla yüksek takdirlerinize arz ederiz.

Ahmet KANDEMİR

Türk Eğitim Sen Osmaniye İl Başkanı



Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Kategorinin Diğer Haberleri