21 Kasım 2017 Salı
Anasayfa > Yazarlar > Ahmet Kıraç > Çare-Siz-Miyiz? / Çare - Biz - Miyiz?
Ahmet Kıraç

Çare-Siz-Miyiz? / Çare - Biz - Miyiz?

07.02.2014 14:44:02 Okunma Sayısı : 2421 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Ahmet Kıraç
Toplumda huzuru ve asayişi temin eden yazılı ve yazılı olmayan kurallar vardır. Her bir kuralın da kendine göre bireye yaptırım gücü vardır. Kabul edilmek, onaylanmak, sevilip sayılmak, değer verilmek ise sağlıklı her bireyin tercihidir. Böyle bir birey kendini yalnız hissetmez, umutsuzluğa, çaresizliğe kapılmaz. Çünkü O, kendisini kabullenmiş bir toplumdadır. Acısını ve sevincini paylaşacağı, sıkıntılı anlarında yardımını alacağı KİMSE'Sİ vardır. Böyle kişiler kolay kolay yıkılmazlar, pes etmezler, hayatın ipine sıkı sıkıya sarılırlar, umutlarını asla kaybetmezler. Çünkü O, inançlıdır, toplumca kabullenildiğini bilir. Bu O'na güç verir, azim verir. O birey, toplumla bütünleştikçe de; toplumdaki konumu güçlenir.
 
AKP Hükümetinin en profesyonel olduğu alanların başında; toplumdaki algıyı iyi analiz etmesi ve bu algıyı yönetmesidir. Bu da sağlıklı sosyolojik analizler ve psikolojik tespitlerle mümkündür. İktidar yönettiği toplumu iyi tanımakta ve ona göre bakış açıları geliştirmektedir. Bunun sonucu olarak halktan destek almaktadır. Aldığı her destek hükümeti cesaretlendirmekte ve ona yeni hamleleri için enerji sağlamaktadır. Hükümetlerin çalışmaları bir kesimi mutlu ederken, diğer bir kesimi de rahatsız edebilmektedir. Bu noktada da strateji olarak kar-zarar mekanizması devreye girmektedir. Toplumun yapılacak çalışmaya nasıl tepki verecek diye ayaküstü bir açıklama yapılıyor (nabız ölçülüyor), Yandaş medya-basın bunu işliyor, bazıları da karşı duruş sergiliyor. Bazı bakanlar da yapılacak çalışma hakkında ucundan bucağından bilgi kırıntıları verme yarışına giriyorlar. Bazı Sivil Toplum Kuruluşları da fırsat bu fırsat hükümete desteğini açıklıyor, bazıları da müsaade etmeyiz diye çığlığı basıyor. Bütün bunlar bilindik manzaralar, izlediğimiz filmlerdir. Toplumun tepkileri sert ise bir süre konu gündemden düşürülüyor, ilgili kuruluşlarla görüşülecek diye geçiştiriliyor. Daha sonraları tekrar gündeme alınıyor, kısır bir tartışmadan sonra bakıyorsunuz ki atı alan Üsküdar'ı aşmış.
 
       Kamu Çalışanlarını ilgilendiren çalışmalar için de bu mekanizma çalıştırılmaktadır. Kamu Çalışanlarını önümüzdeki süreçte en çok rahatsız edecek çalışma ise İŞ GÜVENCESİ konusunda olacaktır. Hükümetin İŞ GÜVENCESİ'Nİ kaldırma yönündeki girişimleri TÜRKİYE KAMU-SEN Başkanı İsmail KONCUK tarafından yıllar önce tepkiyle karşılanmış, endişeler dile getirilmiştir. Hükümet bu işe başlarken de bir yandan memurunu ve özellikle öğretmenini gözden düşürücü açıklamalar yapmıştır. Yani kamuoyu hazırlanmaya çalışılmıştır.  Kamu Çalışanlarının bir kısmı böyle bir şey olacağına inanmazken, bir kısmı gönüllü destekçidir. ( Olumsuz memur tiplemeleri misal gösterilerek yasanın haklılığını ortaya koymaya çalışacaklardır) Bir kısmı ise şimdiden kendini ortaya koymaya hazırdır (Türkiye Kamu- Sen). En tehlikeli olan da; böyle bir şey olacağına inanmamak ve hükümetin halktan aldığı desteğe bakarak, "çatlasak da patlasak da bu iş olur" anlayışıdır.
 
Tepkiler neden başarıya ulaşmamaktadır kısaca değinmekte yarar var.
 Birincisi, problemin taraflarca anlaşılmamasıdır.
İkincisi, problemin yeterince sahiplenilmemesidir.
Üçüncüsü, problemi bazı kesimlerin problem olarak algılamaması yani atılan adımda hükümeti desteklemesi ya da birkaç cümle tepki açıklamasıyla olayı geçiştirmesidir.
Dördüncüsü, atılan adımlara gösterilen tepkinin cılız kalması, çalışanların tepki göstermekten korkmaları, başına gelecekleri hesaba katması ? nedeni geçmişte yaşanan mağduriyetler- demokratik bir toplumda yaşadığına inanmamasıdır.
Beşincisi, kamuoyunun bir kısmının da tepkisine maruz kalması, derdinin diğer toplum kesimleri tarafından dert edilmemesidir.
 
Belki de en tehlikelisi böyle güçlü bir iktidara karşı yapacak bir şeyin olmadığı düşüncesidir. İşte bunu öğrenilmiş çaresizlik kavramı özetlemektedir. Çünkü bu kavramda umuda, mücadele azmine yer yoktur. Bu kavram teslimiyettir, pasifliktir, acı çekerek hazin sonu beklemektir. Edinilmiş çaresizliğin psikolojik temelleri vardır.
Dr. Jonas Salk çocuk felci hastalığının aşısını bulan bilim insanıdır. Dr. J. Salk bir konferansta tanınmış psikolog Martin Seligman ile tanışır. Dr. Jonas Salk, Seligman'ın hangi konuda çalıştığını bilmek ister. Seligman öğrenilmiş çaresizlik araştırmalarından söz eder; çaresiz birinin kötümser, karamsar olduğunu, bu duyguya kapılmış kişilerin zamanla sağlığının bozulduğunu, kolaylıkla depresyona girdiğini anlatır. Açıklamayı dinleyen Jonas Salk, "karamsarlık ve kötümserliğe karşı çocukları aşılamaktan" söz eder; biyolojik bağışıklık gibi psikolojik bağışıklık kazandırmanın da mümkün olduğunu ima eder. Bu söz; Seligman'a hayvanlarla yaptığı bazı araştırmaları hatırlatır:
Deneyde kilo, yaş ve tür bakımından eşleştirilmiş iki grup köpek kullanılıyor: Birine Kontrol Grubudiğerine üzerinde deney yapılan grup anlamında Deney Grubu adını veriliyor. Deney iki aşamadan oluşuyor: birincisi öğrenme aşaması, ikinci aşama çaresizliğe direnç ölçümü.
Deney Grubu köpekleri, ilk aşamada, kendilerine verilen elektrik şokunu bir manivelaya basarak, ya da kafesin öbür yanına koşarak önleyebileceklerini öğreniyorlar. Birinci aşamada Kontrol Grubuköpeklerine herhangi bir işlem yapılmıyor.
İkinci aşamada her iki gruptaki köpeklere kaçamayacakları, ne yaparlarsa yapsınlar kurtulamayacakları bir durumda şok veriliyor. Çaresizliğe direnç hangi grup köpekte daha yüksek olacak; öğrenilmek istenen bu.
Kontrol Grubu köpekleri ikinci aşamada öğrenilmiş çaresizlik davranışını daha çabuk gösterdikleri, yani daha çabuk çaresizliği kabul ettikleri halde, Deney Grubu köpekleri kolay kolay mücadeleyi elden bırakmıyor, çaresizliği kabul etmiyorlar. Deney Grubu köpekleri sanki kaderlerine boyun eğmemişler, umutlarını kaybetmeden acı veren ortamdan kurtulmaya çabalamışlar, pasif bir kaderciliğe bürünmemişlerdir.
O zamana kadar bu araştırmanın sonuçları üzerinde ciddi olarak düşünmeyen Seligman, Dr. Salk ile konuştuktan sonra insanları çaresizliğe, mutsuzluğa, karamsarlığa 'aşılayabileceğini' düşünmeye başlıyor.
Şimdi akla iki soru geliyor: 1- Böyle bir aşıya ihtiyaç var mı? 2- Bu aşı nasıl yapılır?
Görülüyor ki, siyasetin en çok yararlandığı bilim dalı psikolojidir. Psikoloji biliminin verileri bazen siyasette ustalıkla kullanıldığında, sonuç alınabiliyor. 
 
Peki, Kamu Çalışanlarının derdine deva olacak bir doktor ve bir reçete yok mudur?
Vardır elbette yeter ki ayaklarınız sizi doğru kliniğe götürsün.
Bize göre Kamu Çalışanlarının yalnızlıktan kurtulması, umutlu olması, mücadele azmi taşıması, çözümün bir parçası olması, kendini güvende hissetmesi için tabir caizse aşıya ihtiyacı vardır. Bu aşının adresi ise Türk Eğitim-Sen - Türkiye Kamu- Sen'dir.
TÜRKİYE KAMU-SEN,  KAMU ÇALIŞANLARININ KİMSESİDİR,
Kenan Evren'in ihtilalı yaptıktan sonra bir gazetecinin sormuş olduğu soruya verdiği cevap çok ilginçtir. Gazeteci soruyor: "Efendim 5 bin kişi öleceğine, 2 bin kişi öldüğünde ihtilalı yapsaydınız." Bu sözün üzerine verdiği cevap 'Olgunlaşmasını bekledik.' Neyin olgunlaşmasını beklediler, halkın artık yönetime ordunun el koymasının gerekliliğinin benimsenmesini, darbenin halk tarafından kabullenilmesini. Şimdilerde de terörle mücadele etmeyerek müzakere edenlerin " efendim 30 senedir mücadele ediliyor da ne oldu" dedikleri gibi.
 
Hükümet de Kamu Çalışanlarının İŞ GÜVENCESİNİ ortadan kaldırmak için, algı analizi yapıyor, buna uygun siyaset belirliyor. Yani ortamın olgunlaşmasını bekliyor. Kamu Çalışanları bu tür haber- yorumları okurken, ilgili tarafların görüşleri alınmadan, endişeleri giderilmeden bir de bakıyorsunuz ki; yasa çıkıvermiş.
 
 Bir evladınız oldu hayırlı olsun!
 
Değerli Kamu Çalışanları bu hep böyle olmadı mı?
 
Bu hep böyle mi olsun?
 
Yazımın başlığını tekrar ediyorum:  ÇARE ? SİZ- MİSİNİZ?
 
 
Evet, ÇARE ? SİZ ? İZ! ÇARE ? BİZ ? İZ!
 
 
 
Ahmet KIRAÇ
Türk Eğitim-Sen Osmaniye Şubesi
Disiplin Kurulu Başkanı
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.