21 Kasım 2017 Salı
Anasayfa > Yazarlar > Ahmet Kıraç > Anayasa Teklifi Ve Kamu Sendikacılığı
Ahmet Kıraç

Anayasa Teklifi Ve Kamu Sendikacılığı

07.02.2014 14:39:53 Okunma Sayısı : 1285 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Ahmet Kıraç
 Anayasa teklifi incelendiğinde görülmektedir ki; Güçler Ayrılığından rahatsızlık duyulmakta Güçler Birliği nasıl sağlanır onun yolları aranmaktadır. Yürütme gücünü hükümet oluşturmakta, yasama gücü TBMM'den oluşmaktadır. Zaten Mecliste en çok hangi partinin milletvekili varsa, yürütmeyi de o parti milletvekilleri oluşturmaktadır. O zaman geriye YARGI gücü kalıyor ve onu da bir şekilde etkisizleştirerek istediği gibi at oynatmak düşüncesi işin gerçek boyutudur. Hiç bir ülkede hükümetler milletin tercihiyiz diye istediğini yapma hakkına sahip değildir. Hükümet; mahkeme kararlarına işine geldiği zaman hukuk işlemiştir diyerek saygı göstermiş olmakta, değilse mahkeme kararlarına siyasidir demek suretiyle anayasal kurumları en acımasız bir şekilde hedef göstermektedir. Tabi uluslar arası sözleşmelere, anayasaya ve yasalara uygun hükümler çıkarılmazsa yani YASAMA görevi layıkıyla yapılmazsa bu sıkıntılar yaşanacaktır. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay iptal kararı verince, Yasama görevi engellenmiş ve Mahkemeleri millet iradesini hiçe sayan kurumlar olarak değerlendirilmektedir. İstiklal Harbimizi kazanan ordumuza olan bakış açısında da sıkıntı vardır. Ordu ve Yargı mensupları da bu ülkenin evlatlarıdır. Sorunlarımızı güç mücadelesine dönüştürmek ve uluorta yapmak yerine; yine hukuk zemininde çözüm üretilmelidir. Böyle yüksek gerilimli siyasi atmosferi hangi toplum, ne kadar kaldırabilir?  Oysa hükümet olmak demek:
 
            Ülkenin milli güçlerini en iyi şekilde koordine ederek; Uluslar arası hukuk normlarına, Türk Milletinin değerlerine, değişen ve gelişen şartlara göre; ekonomi, eğitim, sağlık, güvenlik, adalet vs. temel ihtiyaçlarını karşılamak, toplumda huzur ve güven ortamını temin etmek, ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını, kültürel ve tarihi mirasını, insan kaynaklarını, jeopolitiğini vs. en iyi şekilde değerlendirerek; bilimle ve milli değerlerle bağdaştırarak ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmak olmalıdır.
 
VI. Toplu iş sözleşmesi, Toplu Sözleşme Hakkı
Anayasamızın 51. Maddesine göre; Kamu Görevlileri aynı anda aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olamıyordu, yapılacak düzenlemeyle bu sınırlama kaldırılmakta. İLO Sözleşmeleri öne sürülerek, örgütlenme önündeki engelin kaldırılması amaçlanmaktadır. Yani Kamu Görevlileri aynı iş kolunda aynı anda iki sendikaya birlikte üye olabilecektir.
 
MADDE 53.? İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.
 
Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir.
 
Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma haklarına sahiptirler.
 
Toplu Sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Uzlaştırma Kuruluna başvurabilirler. Uzlaştırma Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.
 
Toplu Sözleşme Hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Uzlaştırma Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.
 
GEREKÇESİ: Mevcut anayasa ve yasa hükümlerine göre, Toplu Görüşmelerde olumlu bir netice alınmadığında uzlaştırma kuruluna gidilmekteydi ve bu kurul karalarının hükümet nezdinde bir bağlayıcılığı yoktu. Düzenlemeyle Uzlaştırma Kurulu karaları Toplu Sözleşme olarak uygulanacaktır.
 
         Bu yeni anayasa teklifini birlikte değerlendirdiğimizde (51. ve 53. Maddeleri) aslında Sendikal Haklarla ilgili ciddi bir adım atılmamış olduğunu, Toplu Sözleşmenin akıbetinin Uzlaştırma Kurulunun vereceği karara bağlı olduğunu görmekteyiz. Uzlaştırma Kurulunun nasıl oluşturulduğunu incelediğimizde beklentilerimizin karşılamasının mümkün olmadığı açıktır. Kamu Çalışanlarının aynı anda birden fazla sendikaya üye olmalarına gelince; iki sendikaya üye olmanın ne gibi avantajları olacaktır, bu sorunun cevabını vermek zor. Kazanımlardan ve açılan dava sonuçlarından sadece O sendikanın üyesi yararlanacaksa ki böyle bir emare yok. Maksat sendikacılığı özendirmekse gerçekten şu daha mantıklı olabilir: Kazanımlardan ve dava sonuçlarından sadece sendikalara üye olanlar yararlanmalıdır. Sendika üyelerine olan baskılar kaldırılmalıdır.
 
               Bu anayasa teklifinde Devlet Memurları için Grev ve Siyaset Yapma hakkı verilmemektedir. (Oysa bu haklar İşçi sendikalarında vardır) Grev hakkının olmadığı bir Sendika yasası demokratik olabilir mi? Memurlar, Uzlaştırma Kurulunun insafına bırakılmaktadır. Bu ülkenin yetişmiş, eğitimli bireylerinden olan Kamu Görevlileri bu ülkede olan bitenler hakkında görüş belirtmeleri, siyaset yapmaları suç sayılmakta ve siyasetin kalitesi otomatik olarak düşürülmektedir. Bu da siyaseti belli çevrelerin işi haline getirmektedir. Sen memursun! İşine bak etliye-sütlüye karışma ve SUS! Denilmektedir. Oysa aynı hükümet, ülkemizin milli birlik ve bütünlüğünü hedef alan bölücü, yıkıcı faaliyet gösteren, halkı kutuplaştırıcı söz söyleyenlere, eylemde bulunanlara 5 yıllık siyaset yasağını çok görmüş ve onlara acımış olmalı ki bu süreyi 3 yıla indirmeyi amaçlamaktadır. Bölücü faaliyette bulunanlara demokratikleşme adına yasalar çıkaranlar, Sendika Yasasına karşı aynı hassasiyeti göstermemektedir. Düşündürücü değil mi? Özellikle grev hakkı içermeyen bir sendika yasası her haliyle eksiktir, yetersizdir. Kabul görmesi mümkün değildir. Oysa bütün Kamu Sendikaları; Toplu Sözleşme, Grev Hakkı ve Siyaset Yapma Hakkı konusunda mutabıktır. Bu toplumsal bir talep olduğu halde göz ardı edilmesi, iyi niyetle bağdaşmamaktadır. Bütün bunlar göz boyamadır, aldatmacadır. Referandum yolu göründüğünde Kamu Çalışanlarının desteğini alma kurnazlığıdır. Memurun ağzının kenarına çalınan bir parmak bal ile 30 maddelik Anayasa tasarısına ( EVET) dedirtmektir.
 
          Memur-Sen 2009 Toplu Görüşmelerinde 2010 yılında Grevli Toplu Sözleşmeli Sendika Yasası çıkmazsa bizi masada göremezsiniz diye kamuoyuna demeç vermişlerdi. 2010 yılında Memur-Senin tavrının ne olacağını doğrusu çok merak ediyoruz. Anayasa ve uluslar arası sözleşmelerin gerekleri yerine getirilmemiş; Sayın Başbakan'ın 2004 yılında "Size grev ve toplu sözleşme hakkı vereceğiz daha ne istiyorsunuz?" sözü tutulmamıştır. Esasen ne Başbakan sözünü tutmakta ne de MEB Bakanı Sayın Çubukçu. Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uluslar arası Çalışma Örgütü (ILO)'nün değişik sözleşmeleri, işçi memur ayrımı yapılmaksızın, tüm çalışanlara toplu sözleşme ve grev hakkı tanınmasını öngörmektedir. Toplu sözleşme ve grev hakkı ILO nezdinde temel hak ve özgürlükler kapsamında değerlendirilmektedir. Unutulmamalıdır ki; Anayasanın 90. maddesine göre, uluslar arası sözleşme hükümleri Anayasanın üzerindedir. Memurların ekonomik, sosyal ve siyasal alandaki haklarının geliştirilmesi, menfaatlerinin korunması için toplu sözleşme ve grev hakkını içeren, gerçek anlamda sendikal haklara ihtiyaç vardır. Memurun iş güvencesinin, bu hakların kullanılmasında herhangi bir engel teşkil etmediği açıktır. Sözleşme hükümlerinin taraf devletlerce hayata geçirilmesi de uluslar arası hukuk boyutunda bir zorunluluktur. Ancak memurların grev hakkı ve siyaset yapma yasağı ile ilgili bir değişiklik düşünülmemiştir. Kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkı ile ilgili olarak yapılmak istenilen değişikliği olumlu bulmaktayız. Grev hakkının olmadığı bir yapılanma, yıllardır mücadele ettiğimiz değerler adına tam bir kazanım anlamı taşımamaktadır. Ancak yine de gelinen noktanın kamu görevlilerinin sendikal hakları bakımından önemli olduğunu vurgulamakta fayda vardır.
 
          Buna rağmen Anayasa değişikliği içeren hükümlerin tek tek değil de topluca oylanacak olması toplumsal mutabakatı da neredeyse imkânsız hale getirmekte; Anayasa değişikliğini adeta bir dayatmaya dönüştürmektedir. Çünkü "Ya hep Ya hiç" mantığıyla hareket edilmektedir. Bu noktada devlet içinde seçilmişler ve atanmışlar arasında bir öncelik sıralaması yapılması son derece tehlikelidir. Özellikle yargı konusundaki çekinceler ciddiye alınmalı, kuvvetler ayrılığına halel getirecek unsurlar mutlaka bertaraf edilmelidir. Yargı bağımsız ama tarafsız değil derken; Yargının tarafı Türk Milleti olmalı, hükümetler değil elbette.
 
          Bu nedenle siyasi iradenin, TBMM'de kabul edilmeyen her değişiklik için halkoylamasını bir tehdit unsuru olarak kullanmasını doğru bulmuyoruz. Bu şekliyle halkoylamasından olumsuz sonuç çıktığı takdirde, siyasi irade toplumun temel hak ve özgürlüklerinden taviz mi verecektir? Ülkemizdeki cinsel istismara, cinsiyet eşitsizliğine, memurların temel hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılmasına devam mı edecektir? Bu nedenle, TBMM'de metnin maddeler halinde oylanması ve yalnızca meclis onayından geçmeyen konuların halkoyuna sunulması müzakere, demokrasi ve uzlaşma kültürünün istenilen ölçüde hayata geçmesini sağlayacaktır.
 
        Türk Eğitim-Sen olarak görüşümüz, vatandaşlarımızın öncelikli gündeminin işsizlik, terör gibi daha acil çözüm bekleyen sorunlar olduğudur. Yapılması planlanan her türlü değişiklik, daha fazla hak, özgürlük, refah ve huzuru artırıcı olursa toplumsal desteğini de artıracaktır.
 
         Yapılacak değişikliğin en büyük destekle gerçekleştirilmesi, karşıt görüşlerin de dikkate alınması ve değerlendirilmesiyle mümkündür. Bu amaçla taslağın oluşturulacak bir komisyon marifetiyle; milletin temsilcileri olan bu alanda yetkin vekillerinin katkılarıyla hazırlanarak, Sivil Toplum Kuruluşlarının desteği sağlanarak, TBMM sunulması Anayasa değişikliğinin daha büyük toplumsal mutabakatla kabul edilmesi sağlayabilir. Kaldı ki 1982 Anayasası'nda değişiklik yapılması ihtiyacı herkes tarafından kabul edilmektedir. Aksi; demokrasimizin en önemli ve hayati kazanımlarından biri olması gereken müzakere ve uzlaşma kültürünün yok sayılması demektir.
 
AHMET KIRAÇ
EĞİTİM VE SOSYAL İŞLER SEKRETERİ
(DÜZİÇİ TEMSİLCİSİ)
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.